Gönül


Gönül

Bir muhannete düşmüşse gönül

Ne sıla çekilir ne gurbet çekilir

Güzel bir yüreğe girerse gönül

Kahırda çekilir, nazda çekilir.

***

Şiirden anlar sözden anlarsa,

Gidişiyle kor gibi seni yakarsa

Görünce yüzünde güller açarsa

Gülde sevilir, dikende sevilir.

***

Bakışıyla can evinden vurursa

Canana verdiği sözde durursa

Birde gönül aradığını bulursa,

Yaşamakta sevilir, ölmekte sevilir.

***

Güzellerden dengin seçerse

Yar elinden dolu bade içerse

Mecnun olup yollara düşerse

Serapta sevilir, çölde sevilir.

***

Her güzel anda seni anarsa

Yoluna bir köz gibi yanarsa

Yıkmadan birde gönül yaparsa

Uzakta sevilir, yakında sevilir

***

Yanındayken her yer sılaysa

En güç işlerin bile kolaysa,

Hele yüreği senden yanaysa

Cennette sevilir, cehennemde sevilir.

 

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | 2 yorum

DERDİK ESKİDEN

DERDİK ESKİDEN

Patatese gumpir, yorgana mitil

Bakraca da sitil derdik eskiden

Cimriye mıskı, çekemeyene pafıl

Domatese badılcan derdik eskiden

***

Salatalığın adı bostan, elbisenin fistan,

İçimize giydiğimiz göynek çıtırıktan

İbriğe ırbık, gömleğe mintan,

Ne yapıyorsana niytan derdik eskiden

***

Evden küsüp giden olurdu çıkılık

Davarın akşam yattığı yerdi ılıklık,

Çul kilim dokunan tezgâh çulfalık

Mendile de yağlık derdik eskiden.

***

Dananın adı bücü, tavuğun ufağı bülüç

Katıra da hayvan derdik eskiden,

Sicabın adı teyin, sıpanın kırı

Mısıra da darı, derdik eskiden

***

Yoğurdu çırparsan olur çalkama,

İnce katıran odununa denir gırma,

Eşeğin üstüne sakın çok yük vurma

Eşeğede merkep derdik eskiden

***

Kilere güpevi banyoya gusurenelik,

Camsız küçük pençemizdi zavrak,

Çamaşır yıkanan yerin adına geğesilik

Derin çukura da gandak derdik eskiden

***

Garacocca deriz çörek otuna,

Çiğin denirdi omuz başına

Küre derdik köşedeki ocak taşına

Anahtara da gora derdik eskiden

***

Meşe palamudunun adı gilik

Ingırazdı hiç gitmeyen hastalık

Kurşun döktürünce verilen paraya arılık,

Başlık parasına da ağırlık derdik eskiden

Nureddin SARIALTIN

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bizim köylerde 3

Hüseyin yakasında keçileri güderdik
Acıkınca çıkınımızdaki keşi yerdik
Ilkılıkta sütü dökersek dayağı yerdik
Gel gedeveti bekit, bizimle bizim köylerde

Damda bulguru darıyı biz beklerdik
Evde su olmazdı Menik’e suya giderdik.
Eşek olmazsa seminerine de binerdik.
Gel çocuk ol bizimle, bizim köylerde. 🙂

Kız istemeye de Kadir Emmiyle giderdik.
Vermezlerse de aman zaten kelidi derdik 🙂
Düğün olursa etli nohutla keşkek yerdik.
Gel Küllü Koca ol bizimle, bizim köylerde.

Yol kenarında toplaşır da sohbet ederdik
Kem söz oldu mu Kaf Dağı’ndan öte iterdik.
Gelip geçene bu zamanın hayrolsun derdik.
Gel akıbetimiz hayrolsun bizimle bizim köylerde.

Filiz Özçelik Sarıtaş

 


 

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Köy Sözlüğü

Geleğen 

 

Verimi fazla olan tarla

geleğen nedir, geleğen ne demek ve geleğen anlamı

1. sıfat, coğrafya Ana ırmağa karışan (akarsu)

Kaynak : Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

UNUTMAYIN OLUR MU -2-

sıhıye (2)


UNUTMAYIN OLUR MU -2-

Nasıl yendin sıtmayı çocuk felcini?
Bir düşün nerede, kim yaptı aşını?
Kim çekti ağzından çürük dişini?
Sıhıye Hasan derler bana unutmayın olur mu?
****
Angaralının Osman ile meşhur oldu adım
Derin koyakta çalışmaktı idi en iyi ilacım
Bir kış günü zemheride açıldı köyde mezarım
Emine abamın Sabahattin derler unutmayın olur mu?
****
Yörüklerle yolunuza harp ettim.
Bağınız bahçeniz için hapiste yattım
Kıymet bilmediniz Konya’ya göçtüm
Tosun ağa dereler bana unutmayın olur mu?
****
Ot emri verilir bıçkıyla otu biçerdim
Davarınızla dereden çaydan geçerdim
Bekçi denince akla ilk ben gelirdim,
Horoz Hasan dereler bana, unutmayın olur mu?
****
Yakım yakmayı şiiri bende gördünüz,
Erdende davul sesin bende duydunuz,
Manilerimle ne güzel sahur yaptınız,
Köroğlu Hasanı dereler bana, unutmayın olur mu?
****
Tarih matematik ödevlerinizi ben yaptım,
Şehri köye getirdim ilk dükkânı ben açtım,
Şiirler okuyarak bayramlarınıza renk kattım,
Ali Çavuş derler bana unutmayın olur mu?
****
Dedenin babanın evini ben yapmadım mı?
Köşe düzüp duvara hatılı ben çakmadım mı?
Sabanınızı, çulfalığınızı ben çatmadım mı?
Sarı Abdullah derler bana unutmayın olur mu?
****
Çay içer, parasını bile vermezdin
Menik te bile suyu benden isterdin
Hemi demli hemi şekerli çayımı içerdin
Kahveci Veli derler, unutmayın olur mu?
****
Bir harf öğretene kırk yıl olacaktınız köle
Ömrüm geldi geçti sizi eğitmek öğretmek ile
Ne çabuk unuttunuz hatırımı, bir duayı bile,
Durmuş Bey derler bana, unutmayın olur mu?
****
Aklım emeğim çabam bana paradır puldur
Halımız yok oturduğumuz yer kilimdir, çuldur
Bana sorsan köylüm, evlatlarım en iyi kuldur
Çüldür derler bana, unutmayın olur mu?
****
Ağrı sızı gelip oturmadan dizlere
Aman dua etmeyi unutmayın bizlere
Muhtaç olduk okuyacağınız cüzlere
Hıraoğlu dereler bana, unutmayın olur mu?

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

VATAN UĞRUNA

VATAN UĞRUNA

 

Makam mevki hırs peşinde koşmadık,

Genç yaşta öldük biz vatan uğruna

Gelibolu da Çanakkale de can verdik

Öldük biz namus, vatan uğruna

 

***

Kocatepe de siperdim anana bacına

Yirmi yıl hasret kaldım yar kucağına

Siz düşmeyin diye düşman eline

Öldük biz namus, vatan yoluna

***
Şimdikiler top pop ya caz peşinde

Bir musibet dolaşıyor milletimin başında

Ben çoktan şehit olmuştum senin yaşında

Öldük biz namus, vatan yoluna

***

Adım başı binlerce mermi düşen cephede

Kan gölü olan derme çatma siperde

İki günde yarım ekmek gelen tayinde

Aç aç öldük biz, namus vatan yoluna

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dilimiz Bizim

1996

DİLİMİZ BİZİM

Öz Türkçeyi duyarsın konuşulan sözde

Bebekler emeklemez apalar bizde,

Hayvanlar anglar bulduğu düzde,

Orta Asya’dan gelir dilimiz bizim

***

Nineye ebe, yengeye nene deriz,

Ahlat değil geyecek, daşarmut yeriz,

Üşüyünce kupa da pekmez içeriz,

Anadan atadan gelir, dilimiz bizim

***

Arık kapatılmaz gedevet bekitilir,

Yaylalar da oğlak palaz sekitilir

Kısır mala goğulsun diye duz yalatılır,

Yalansız riyasızdır, sözümüz bizim.

***

Eşeğe bise, katıran sür göğenler kaçar,

Tuluğa bişeği sağlam vur yağ iyi çıkar,

Öküzleri, böğelek katırı eğrilce tutar,

Dağlarda özgürdür, malımız bizim.

***

Cümle kapısı yoktur bordadır bizde adı,

Baklavada bulamazsın cızlamada ki tadı

Hakime gerek yok en büyüğümüzdür kadı

Kendi içimizde çözülür, davamız bizim,

***

Sevimli küçük olana dımışgı deriz.

Düven üstünde uyursak diğreni yeriz,

Saman tükense kız oğlan püre gideriz,

Çalışkan ve edeplidir, gencimiz bizim.

***

İledinden odun değil gırma eyleriz,

Sırtımızda pür ormancıdan singleniriz

Gucağımızda oğlak, dolamayı gıllanırız

Guzinede güğümle geçer, kışımız bizim.

***

Köryalaktan su içme dumağa tutar,

Dağımızda sümbül nergis lale kokar,

Her özün yanında bir muğar çıkar

Dağlarda buz gibi akar, suyumuz bizim.

***

Çıtırıktan dokunur bizim donumuz,

Çalışmaktan kurur çatlar derimiz

Kuru kerpiç gibi, olur gönümüz

Modaya doğru dönmez, yönümüz bizim,

***

Köyde ölene, ölgülü evine gidilir,

Cenazenin ardından yaslar edilir,

Elli ikisinde mevlüt kuran okunur

Hep beraber çekilir, acımız bizim

***

Teker teker ulu çınarlar göçüyor

Anılar bir perdeden gelip geçiyor

Yeni yetmeler şehirlere uçuyor

Bir bir azaldı, sayımız bizim

***

Eğirtmeç çevrilerek kıl,yün eğrilir,

Eğri sap kızgın kor doğrulur,

Teknede tandır hamuru yoğrulur

Ekmeğe tad verir, unumuz bizim.

***

Güneş yaktı accık temreğe yüzlüyüz,

Saman basmadan geldik biraz tozluyuz

Yunus özlü Karacaoğlan sözlüyüz

Türküz Avşar asıllıdır, özümüz bizim

 

Nureddin SARIALTIN

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hoca beni yenme artık

cehennem ateşi kopya

Üzümden yapılır pekmez

Küçük büyüğe eziyet etmez

İnşallah hep böyle gitmez

Hoca beni yenme artık.

 

Kasap, bu kadar yüzmez deri

Kalmadı bak gözlerimin feri

Görmez oldum galibiyeti zaferi

Hoca beni yenme artık.

 

Sayım yokken bak bin oldu

Bak iki gözüm yaşla doldu

Sayen de umudum ustalığım soldu

Hoca beni yenme artık.

 

Yenilince gamıdırım

Evin yolunu unudurum

Ördeklikte tanınırım

Hoca beni yenme artık.

 

Yoldan çıktık yollu olduk

Sayende belamızı bulduk

Acemi gibi şapa oturduk

Hoca beni yenme artık.

 

Kahvenin kirasın ödeyen benim

Daralıyor ruhum, sıkılıyor canım

Benim nerde bu işte kârım

Hoca beni yenme artık.

 

Hesapları ödeyeceğim

Sana emmi diyeceğim

Ver elini öpeceğim

Hoca beni yenme artık

 

Bana derler Altılı Yaşar

Yenile yenile oldum kaşar

Bak bu sabrım elbet taşar

Hoca beni yenme artık.

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bizim Köylerde 2

kevkiii

BİZİM KÖYLERDE -2-

 

İmişik su koy unutma ineğin yalına

Keserde vururduk katıranın dalına

Doyulmazdı kütük govanın balına

Gel arıcılık yapalım, bizim köylerde

 

Pelit olup gazan altında yanardık

Tahıl gibi goca haranıda kaynardık

Cezayerinde çalparayla oynardık

Gel düğün yapalım, bizim köylerde

 

Kara lastik ayakta, baksan altı delik

Yediğimiz keş soğan, cepte yok metelik

Kara saçlar örülmüş bir sürü melik

Gel makyaj yapalım, bizim köylerde

 

Ilkılıktan elde süt seğirderek inerdik

Katıra eşeğe yularsız semersiz binerdik

Yağmurdan kaçar daş altına sinerdik

Gel rençber olalım, bizim köylerde

 

Bir elinde cırık sepeti ötekinde sapan

Av için günlerce dağda, küme de yatan

Size küsmüşse dağın ardındaki tavşan

Gel ava çıkalım, bizim köylerde

 

Asma yaprağından tefeklaş pişirdim,

Gocali çıbığından üzüm deşirdim,

Şırahnayı curbusuz görünce şaşırdım

Gel pekmez kaynatalım, bizim köylerde  

 

Bizde değildir kimse, kimsenin kulu

Köyde hiç birimizin yoktur parası pulu

Herkes kendisi dokurdu kilimi, çulu

Gel kıl çulda oturalım, bizim köylerde

 

İmece toplar beraber ekine giderdik

Buğdayı tırpanla değil orak ile biçerdik

Biz ayranı tuluktan alıp kevki ile içerdik

Gel saman basalım, bizim köylerde

 

Mıhlıcada ardıç ağacına çivi çakardık,

Aydaşlık için delik daşdan geçerdik

Buğulu babada çapıt bağlar dua ederdik,

Gel dede çamuru sürelim, bizim köylerde

 

Nureddin SARIALTIN

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bizim Köylerde

  • Kadir

 

 

 

 

 

 

 

 

BİZİM KÖYLERDE

 

Yüreğimizde çoktur sızı

Zorlukla büyür oğlanı kızı

Birde harmanda gör bizi

Gel düğen sür bizimle, bizim köylerde

 

Öküzün sürdüğü yerdir çizi,

Konuşun terk etmeyin dilimizi

Kelimelerimiz şaşırtmasın sizi,

Gel konuş bizimle, bizim köylerde

 

Hindi derler, bizde şimdiye,

El derler bilinmedik kimseye

Diz kırıp oturalım, yerde siniye

Gel bağdaş kur bizimle, bizim köylerde

 

Hasım değil hısımdık konu komşuya,

Erden başlanırdı şepit açmaya

Cevizi bol dökülmüşse cızlamaya

Gel güdük ye bizimle, bizim köylerde

 

Giydiğimiz aynıydı çünkü elimiz dardı

Katırı  yitirsem anam kafamı yarardı

Şehirde dört yanımızı yalanlar sardı

Gel fakirliği yaşa bizimle, bizim köylerde

 

Gök göbette arık bendinde çimerdik

Sığırı Mente de Geleğen de güderdik

Çamurdan arabayı, karamıkla süslerdik,

Gel oyun oyna bizimle, bizim köylerde

 

Boyunduruk saban sepet övendere zevle ok

Barana ferek gerek bahçede bağda çıbık çok

Sanada iş var yeter ki elini daşın altına sok

Gel çalış bizimle, bizim köylerde

 

Ayrılık gayrılık yoktu aile hep beraber

Kadınlar ılkılıkta, erkekler davar bekler

İçimizde hala yaşar, ölüp, yitip gidenler

Gel Elham oku bizimle, bizim köylerde

 

NUREDDİN SARIALTIN

 

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Köy Sözlüğü

Menik, Göktepe de uzun yıllar merkez görevi görmüş bir sokak- cadde- köy meydanı görevini yapmış bir bir yerin adıdır. Fakat sözcük anlamı nedir pek bilinmez. Anadolu’nun bir çok yöresinde kullanılan kelime farklı anlamlar içermektedir. Göktepe deki MENİK acaba hangi anlamı içeriyor.

menik anlamı
1. Kulağın küpe takılan yumuşak yeri, kulakmemesi. 2.Kulağın altındaki çukur kısım.

menik anlamı
1. Domuz yavrusu. 2. Köpek yavrusu. 3. Ayı yavrusu. 4. Kurt yavrusu.

menik anlamı

İplik çilesi.

*Emirdağ –Afyon
Fiğneğe Artova –Tokat
Tombak *Göksun-Maraş.
Küçükboymul,Babadır –Yozgat
Bünyan –Kayseri

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Manisa’da yıllar önce gelişen ibretlik olay.

Ağlayan kaya

Manisa’da Ağlayan kaya 

Önce Şehzadeler Şehri Manisa’dan bahsedelim biraz.

Manisa MESİR MACUNU ile ünlüdür. Ben Manisa’ya gelirken bana Manisa’nın dağından yağ ovasından bal akar demişlerdi. Geldiğimde gerçekten de öyle olduğunu gördüm.Kırsal kesimlerinde zeytin ovasında ise sıra sıra çekirdeksiz üzüm bağları vardı.

Birde Ağlayan kayası vardır Manisa’nın. Asırlar önce gerçekleşmiş bir olay anlatılır.

İki erkek kardeşin eşleri varmış iki elti. Birinin hiç çocuğu yokmuş.Birinin ise yedi tane güzeller güzeli kızı varmış.Yıllar geçtikçe çocuğum hiç olmayacak diye kıskançlık krizlerine giren elti haince bir plan yapar ve eltisinin yedi kızını da öldürür bir gecede.

Sabah kalktığında kızlarının cansız bedenleri ile karşılaşan anne sinir krizleri geçirir. Olayın olduğu yere ölen kızlar için bir türbe yaptırılır ve anne her gün her saat başlarında dır evlatlarının.Ama elden bir şey gelmeyeceğini anlayıp bağrına taş basar ve orada günlerce aylarca yıllarca gözyaşı döker.Kimse kaldıramaz başından ve orada öylece taşlaşır kalır. Ve asırlar boyu o taştan göz yaşı sızar.

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Göktepe de geçmişte evlilik

Kız isteme: Evlenecek yaşa gelen erkek beğendiği bir kız varsa anasına konuyu açarak evlenmek istediği kızdan bahseder. Eğer kız aynı köylüyse herkes birbirini tanıdığı için kızın ve kız ailesinin de geçmişinde bir olumsuzluk yoksa konu evin erkeğine babaya açılır. Baba köyde ağzı laf yapan iş bitirici olarak bilinen birilerini ve yakın akrabadan amca dayı gibi bir yakında alınarak önceden haber verilen kız evine dünürcü olarak giderler. Kızın ve ailesinin de gönlü varsa kapıdaki karşılamadan belli olur zaten. İstenecek kız aynı köylü ise  Kız istemeye evlenecek erkek gitmez.

             Kız istemiyorsa kahveye veya çaya tuz koyarak tavrını belli eder. Kısa bir hoşbeşten sonra dünürcü başı tarafından “Allahın emri peygamberin kavli ile kızınız …… yı, oğlumuz ……….ya istyoruz. Sizinde rızanız olur, gençlerde kabul ederse…” diyerek giriş yapılır.  Dünürcülüğe gidilen kız evinin gönlü varsa bu evliliğe bir düşünelim, akrabalarımıza bir soralım denir. İkinci defa gidildiğinde olumlu ise düğün zamanı ve yapılacak masraflar konuşulur.

Çember atma: Herhangi başka bir düğünde kızın vergili (sözlü) olduğunun duyulması için gelin adayı kız arkadaşları ile oynarken erkeğin annesi kızı orta yere oturtarak başına işlemeli bir başörtüsü atar. Düğünde tellallık yapan kişi çember atma olayını yüksek sesle duyurur. Bu olaya çember atma denir. Köyde söz kesme şerbet içme alışkanlığı yoktur. Düğün ileri bir tarihte yapılacak ise nişan yapılır.

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | 4 yorum

Soy ağacı

http://www.myheritage.com.tr/site-family-tree-290124211/sarialtin

http://www.myheritage.com.tr/site-family-tree-290124211/sarialtin

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sülale- Soy ağacı

         Kazıkçakanlı-Çavuşlu sülalesi (Sarıaltın, Sarıtaş ve Barbaros soyadlarının) soy ağacına üye olunarak bilgisine ulaşabildiğimiz tüm kişileri görebilirsiniz. Yanlışlık varsa düzeltmeye hazır olduğumuzu bildirmekten onur duyarız…

http://www.myheritage.com.tr/site-family-tree-11559181/sarialtin?treeMode=canvas

http://www.myheritage.com.tr/site-family-tree-11559181/sarialtin

Türk kültüründe yer edinmiş olan fakat dinimizce yasaklanmış olan ananelerimiz vardır. Bu ananeleri hemen terk etmekte pek mümkün değildir. Bu ananelerden birisi de insanlara veya sülalelere lâkap takılmasıdır. Lâkap verme işi genelde yaptığı bir işten sonra veya fiziki şekline göre verilir. Bu lakapları kâh insanları tanımak kâhda alay etmek için kullanırız. Bazende kızgınlık anında söylenilir bu lâkaplar. Verilen lâkaplar insanlara, sülalelere öyle yapışır ki sanki o lâkap olmadan kimse tanıyamaz lâkap sahibini.

Kazıkçakanlı lâkabıda yukarıdaki tanıma uyan bir lâkaptır. Karakışın hüküm sürdüğü zemheri ayazının göz açtırmadığı köylerde daha sobanın bilinmediği bir devirdir. Hem ekmeğin, hem yemeğin yapıldığı aynı zamanda da ısınma aracı olarak ocağın (şömine) kullanıldığı  bir devirde baba (Mehmet Çavuş) eve gelir. Çocuklar ağlaşmakta ve abilerini şikayet etmektedir. Ne olduğunu sorar baba küçükler hep bir ağızdan “Ağamız ocağın başına geçti hep kendisi ısındı. Bizi ocağa bile yaklaştırmadı.” derler. Baba ikinci günde aynı şikayeti alınca eline aldığı kazıkları ocağın başına belirli aralıklarla çakar çocuklarının hepsinin ocak ateşinden eşit oranda faydalanmalarını sağlar. Bu durumu gören komşular hayretler içinde kalınca köyde herkese anlatır. Mehmet Çavuşun ocağa kazık çakışı tüm civarda duyulur. Mehmet Çavuşun askerde öğrendiği eşit paylaşımı uygulaması kendisine ve kendisinden sonra gelecek biz torunlarına lakap olarak kalır.

Kazıkçakanlı sülalesi soyadı kanunu çıktıktan sonra üç soyadı alarak (SARIALTIN- SARITAŞ- BARBAROS) büyük bir sülale olurak lakabı taşımaya devam etmektedir. kazık çakanlı sülalesinin özelliği hazırcevap olması, kendisine söylenen sözlere kazık gibi çok sert cevaplar vermesidir. Bunun yanında çok inatçı olmasıda başka bir özelliğidir. bu özelliklerinden dolayı kazıkçakanlı inadı ve kazıkçakanlı değil mi kazık gibi laf söyler vb. deyimler köyde kullanılır hale gelmiştir.

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Adına Layık Ol

Adına Layık Ol
Genç öğretmen öğrencilerine yalan söylelememek gerektiğini, her zaman her ortamda doğru söylemekten zarar gelmeyeceğini örneklerle anlatıyordu. Yeri geliyor hadisten Kurandan örneklerle yalanın ne büyük bir bela olduğunu anlatıyordu. Minik öğrencilerden birisi parmak kaldırarak ayağa kalktı:
“Öğretmenim siz hiç yalan söylediniz mi?” öğretmen ne cevap vereceğini düşünürken kendi öğrenciliği aklına geldi.
“Evet bende yalan söyledim. Dördüncü sınıfta okuyordum. Okuduğum okula yeni atanan öğretmen bizim sorumluluk almamız ve aldığımız sorumluluğu yerine getirmemiz için çabalar, seviyemize uygun ödevler verirdi. Bütün öğrencilerin ödevini mutlaka kontrol eder, imzalar, hatalarımız varsa düzeltirdi. Öğretmenimizin yeni geldiği zamanlarda ben ödevimi yapmamış, dolayısı ile ödevimi göstermemiştim.
“Senin ödevin nerede?” diyen öğretmenime,
“Defterimi evde unuttum öğretmenim” demiştim. Öğretmenim;
“Madem defterini evde unuttun haydi git al gel” deyince sınıftan çıkmıştım. Ama korkudan ne yapacağımı bilmeden eve gitmiştim. Annem niye geldiğimi merak etti bende anlattım. Az sonra annemide yanıma alarak okula geri gitmiştim ama elimde defter olmadan. Öğretmenim gülerek beni sınıfa aldı ben dayak yiyeceğim diye korkarken hiçbir şey demeden yerime oturtmuştu. Az sonra bana senin adın ne idi söyle bakalım dedi. Ben biraz da adımla övünerek:
“Öğretmenim adım Necip Fazıl.” Dedim, öğretmenim yanıma yaklaşarak bana şöyle dedi:
“Necip Fazıl öncelikle senin Necip Fazıl’ı tanıman gerekiyor. Necip Fazıl’ın kim olduğunu bilseydin böyle yapmazdın. Adına layık olman gerekir, senin adında birisine yalan yakışmaz.” O günden sonra bir daha yalan söylemedim. Sizlerin adıda Ali, Ahmet, Samet, Kerim,Ayşe, Fatma, Elif, Meryem bu isimlere layık olun yalan söylemeyin
Genel, Hasbihal Eğitim kategorisine gönderildi | 2 yorum

Türk sinemasından seçme sözler…

  • Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da.
  • Anneciğim, ben bu amcayı çok sevdim. Ona baba diyebilir miyim?
  • Bana annemi tekrar anlatır misin babacığım?
  • Senin annen bir melekti yavrum.
  • Neden ağlıyorsun Anneciğim?
  • Hayır yavrum ağlamıyorum. Gözüme toz kaçtı.
  • Benim de senin yaslarında bir oğlum vardı evladım.
  • Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mi hala.
  • Annen sen doğarken oldu yavrum.
  • N’olur gerçeği söyleyin doktor yasayacak miyim?
  • O kızla evlenirsen, seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim.
  • Nadir Necla, n’olamaz.
  • Hayır siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum.
  • Tanrım, bu resim… Bu resim.
  • Ben fakir bir gencim, sen ise zengin bir fabrikatörün kızısın.
  • Biz ayrı dünyaların insaniyiz.
  • Aman Tanrım, göremiyorum… göremiyorum.. Kor oldum.
  • Görüyorum… Görüyorum..
  • Evlenince pembe panjurlu bir evimiz olacak.
  • Aman Allahim, ne kadar mesudum.
  • Hayır.. Durun.. Kemal suçsuzdur.. Aradığınız suçlu benim.
  • Bizim bu dünyada yasamaya hakkimiz yok mu be hakim bey ABDcim. Ha?
  • Bu ses.. Bu ses.. Olamaz, git.. Git buradan..
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Göktepe de geçmişte evlilik-4

Kına: Erkekler gittikten sonra kadınlar kına yakarlar. Gelenekler gereğince gelin kına için elini açmaz elini açtırmak için kayın valide para veya çeyrek altın vererek elini açmasını sağlar. Kına düğüne katılanların tamamına yakılır.

Eğlence: Pazar günü oğlan evinde öğlen vaktinde tüm köylüye ve davetlilere yemek ikram edilir. Öğle namazından sonra şenlik tekrar başlar. Bu şenlik ikindi namazından sonra gelin almaya gidinceye kadar devam eder. İkindi namazından sonra en önde bayrak ve köyün en iyi silah atıcılarının bulunduğu düğün alayı kız evine oynayarak eğlenerek giderler. Köyün en iyi silah kullanan insanlarından oluşan silahlı grup dolma silahlarına kuru sıkı doldurarak evlerin damlarına çıkarak gösteriler yaparak havaya silah atarlar. Bu olay kız evine varana kadar üç dört defa tekrarlanır. Bu olay bir tören havasında geçer ve başkalarının silah kullanması kesinlikle engellenir.

Gelin alma: Düğün alayı kız evine gelince orada yarım saat civarında eğlence düzenler. Gelin almaya evin içine kayın peder girer. İçeride kapı kilitleme gibi engelleri bahşişle açarak gelini alır. Gelin baba evinden kayınpederi ile beraber çıkar. Gelin arabasına veya ata binince baba evinden dualar eşliğinde uğurlanır. Kız tarafının akrabaları ve köyün küçükleri bahşiş almak için yola ip bayrak vb. gererler, bu engelleri zarfa konulan ufak bahşişler açar.

Damat evine gelen gelin arabadan inmez kayın peder veya kayın valide inmesi için geline tarla bağ bahçe bağışlar gelin kabul edip arabadan inince “Biz sana kurban kestik sende kocana kurban ol!” mantığı ile arabanın önünde kurban kesilir. Kurbandan sonra gelinin başından aşağıya eve bolluk getirsin diye bozuk para ve çerez serpilir.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hasta ziyareti

Uzun yıllar yurt dışında evinin barkının  geçimini sağlamak için çalışmış, emekliliğe yaklaştığı yıllarda amansız bir hastalığa yakalanmış. Türkiyeye dönüş yaparak tedavisine ülkesinde devam etmek istemiş. Ankara’da tedavi olur fakat doktorlar “Evine götürün bizim yapacağımız fazla bir şey kalmadı.” deyince alıp köye getirilir. Köyde herkes geçmiş olsuna gelir iyi dileklerde bulunan moral verenler falan köyün havası ve doğup büyüdüğü evlenip evbark sahibi olduğu yere gelmek sağlığında biraz düzelmeye neden olur. Hasta yakınları mutludur bu durumdan. Köyde yaylaya bahçe oluşturması ile bilinen birisi ziyarete gelir. Hasta yerinden doğrulur:

“Süleyman iyi ki geldin bende seni çağırttıracaktım. Nasip olursa bahara benim Kaynarca’da ki tarlaya bir havuz yapalım. Orayı fidanlık yapalım tamam mı?”

“Emmi tamam yapmasına yaparız. Emme sen bahara çıkmazsın!”

Hastanın yakınları neye uğradığını şaşırır kimse bir şey diyemez hemen konu değişikliğine gidilir. Hastanın kız kardeşi:

“Süleyman dışarı bir gelsene çuvalı kaldırmamıza bir yardım et.” Süleyman kalkar daha odanın dışına çıkar çıkmaz.

“Süleyman defol bir daha seni gözüm görmesin. Madem geçmiş olsun demesini bilmiyorsun çeneni tutmasınıda mı bilmiyorsun? Defol bir daha gelme!”

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | 2 yorum

Bak Gör

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın