Kabahatse

Seni sevmek eğer bir suçsa
Bir ben kaldım suç mahallinde;
Kabahatse aşk odunda yanmak
Bir benim külüm kaldı yangın yerinde

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Osman ALTAŞ şiirleri 16

AHİRETTE SEVİNDİR BENİ

Her nefis ölümü, tadacak bir gün.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.
Sürûr ver, kalbimde, bırakma hüzün.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.

Sekerat-ı mevte, erdiğim zaman.
Açılsın perdeler, görünsün Cinân.
Varayım menzile, kalbimde iman.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.

Mescid-i Nebi’nin, cemaatinde.
Habib-i Zi-Şan’ın(sas), refakatinde.
Çağır son namazın, son rekatinde.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.

Öleyim Ravza’da, vakt-i seherde.
Kılınsın namazım, öldüğüm yerde.
Cennet-ül Baki’de, bir kabir ver de.
Rabbim Ahiret’te, sevindir beni.

Meşgul et kabirde, zikrullah ile.
Yandır şu cismimi, aşkullah ile.
Uçayım Firdevs’e,”bismillah” ile.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.

Haşreyle Mahşer’de, asıl surette.
Sevdiğin kıvamda, güzel sirette.
Kölesi olayım, GÜL’ün(sas), Cennet’te.
Rabbim Ahiret’te, sevindir beni

Arındır günahtan, melek emsali
Parlasın yüzümüz, Güneş. misali.
Cennet’lik eyle de, ehl-i iyali.
Rabbim Ahiret’te, sevindir beni

Sığınmışım Sana, kahr-ı azimden.
Ukba’da hüsrandan, hal-i vahimden.
Meccanen kurtar da, nar-ı Cahim’den.
Rabbim Ahiret’te, sevindir beni

Kolay kıl bizlere, o gün Mizan’ı
Dursun hıçkırıklar, dindir figanı.
Cennet’ine al da, her müslümanı.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.

Günâhkâr kuluna, şefaat eyle.
Cennet-ül Firdevs’i, mükâfât eyle.
Nur-i cemalinle, iltifât eyle.
Rabb’im Ahiret’te, sevindir beni.

Osman ALTAŞ

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Aklımda

Bir sır var içimde gittikçe büyüyen
Bir his var sana söyleyemediğim
Bir menzil var karasevdana yürüyen
Bir tutku var içimde söndüremediğim

Bir susamışlık ki sanki sahradayım
Dilim damağım kurudu sensizlikten
Ölmeye razıyım bilsemki aklındayım
Bıktım artık yoruldum sessizlikten.

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Osmanlıca Film İsimleri

• Dövüş Kulübü – Teşekkül Ün Sille Tokat

• 21 Gram – 0.016 Okka

• Millyonluk Bebek – Üçyüz Akçelik Sibyan

• Godfather – Şahbaba

• Spiderman – Haşeret-ül Adem

• Günah Şehri – Şehr-i Kufran

• Kuzuların Sessizliği – Sükunet-i Cemaat-ul Kuzu

• Zor ölüm – Zahmet-ul Vefat

• Titanik – Tekne-i Devasaiye

• Pi – Rakkam-i Tesadufiye

• Babam ve Oğlum – Peder ve Veled

• Fantastik Dörtlü – Car-ı Harikulade

• Patron Kim – İdare-i Muamma

• Shrek – Gulyabani

• Kill Bill – Meft-ül Bill

• Özel Bir Kadın – Hususi Avrat

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Günün deyimi

 

Bana kayış atma  !

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

EFENDİM’E

Sen; Allah’ın Habib’i, Server-i Enbiya’sın,
Bu kul, sana meftûn, sana hayrandır Efendim,
Muhammed Mustafa’sın, Rasûl-i Kibriya’sın,
Cismin; bahş-i Hüda, nas’a Sultan’dır Efendim

Sen, Allah’ın emrini, tebliğ ettin ümmete,
Sana uyan kurtulur, uyan insandır Efendim,
Seni tasdik edenler, dahil olur Cennet’e.
Nurun; kalbe şifa, derde dermandır Efendim.

Sensin, sevgi pınarı, senden akar muhabbet
Sevdan; ruha gıda, kula ihsandır Efendim.
Seninle kaim bu din, seninle yaşar sünnet.
Ruhun; lûtf-u Mevlâ, Şems-i Cihan’dır Efendim.

Rabb’im, seni sevdi de, yarattı bu Cihan’ı.
Aşkın; kalbe deva, Hakk’a bûrhandır Efendim.
Seninle bu Alem’de, hakim kıldı imanı.
Kalbin sahih, sözün ilm-i Kur’an’dır Efendim.

Ya ikram-ı İlahi, bir kere görün bana.
Siman; cana safâ, nur-i Cinan’dır Efendim.
Tut elimden, götür beni, yalvarır özüm sana,
Sevgin; bana yuva, bana vatandır Efendim.

Senden alır şavkını, asfiya ve evliya,
Kalbin; sevgi dolu, feyz-i ummandır Efendim.
Senden gelir mârifet, parlar kalblerde ziya
Yüzün; bedr-i hafâ, sırr-ı Sübhan’dır Efendim.

Sen; risalet tahtında, Peygamber-i Zi-Şan’sın,
Hükmün cari, arzun, bana fermandır Efendim.
Sen; hakîkât güneşi, yaşayan bir Kur’an’sın,
Kadrin yüce, namın, dile destandır Efendim.

Bir nazar kıl Sultan’ım, paslı gönül dünyama,
Sensiz hayat çile, ömür ziyandır Efendim.
Teşrif buyur bu gece, misafir ol rüyama,
Sen; Gül-i nigâr’sın, veren Rahman’dır Efendim.

Şefaat et Sultan’ım, kurtar ruz-i Mahşer’de.
Feyzin; sırr-ı Furkan, Nar’a kalkandır Efendim.
Merhamet kıl, çağır bizi, topla havz-u Kevser’de.
Emrin haktır, çağrın, afv-ı Gufran’dır Efendim.

Fena fir-Rasûl olmak, kavuşmaktır niyetim.
Sensiz, halim viran, hayat hüsrandır Efendim.
Özlüyorum, her zaman, artmaktadır hasretim,
Yaktı hicran, Dünya, bana zindandır Efendim.

Osman Altaş-0 505 682 81 99

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Sınav

Sınav 

Bir gün küçük Thomas, öğretmeni Jane’e giderek dersten sonra kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Öğretmen kabul etti ve sordu:

 -Sorun nedir Thomas ?

 -Ben bu sınıfın düzeyine göre fazla zekiyim. Bir üst sınıfa geçmek istiyorum.

İstek konusunda bilgi verilen Müdür Thomas’a bunun için bir testten geçmeyi isteyip istemediğini sordu. Thomas tereddütsüz kabul etti ve test basladı.

 -Söyle bakalım Thomas: 3 x 4

 -On iki

 -Peki 6 x 6  

 -Otuz altı Müdür bey

 -Japonya’nın başkenti

 -Tokyo

 Ve test bir buçuk saat sürdü, Thomas hiç hata yapmadı. Test sonunda öğretmen de soru sormak istedi. Thomas ve Müdür bu isteği kabul ettiler.  

Öğretmen sorulara basladı:

-İneklerde dört tane, ben de iki tane olan nedir ?

-Bacaklar öğretmenim.  

-Doğru; senin pantalonunun içinde olup, benim pantalonumun içinde olmayan nedir ?

Müdür bu soruya çok şırır….

-Cepler öğretmenim. 

-Kadınların tüylerinin en kıvırcık olduğu yer neresidir. 

-Velet tereddütsüz yanıt verdi: Afrika’dır öğretmenim.

 -Yumuşak olup, kadınların ellerinde sertleşen nedir ?

 Müdür gözleri faltaşı gibi açılmış tam konuşacakken Thomas yanıtladı:

 -Tırnak cilası.

 -Peki.. bekâr bir kadına göre evli kadında daha geniş olan nedir ?

 Müdür kulaklarına inanamıyordu…

-Yatak öğretmenim.

-Vücudumun en nemli yeri neresidir ?

 -Dil öğretmenim.

 Nefes nefese kalan Müdür testi bitirmeye karar verir ve “Değil bir üst sınıfa, ben bunu doğrudan Üniversiteye göndereceğim. Çünkü ben bu testi başaramazdım!” der.


KISSADAN HİSSE : İnsanların ahlâkları yaş
landıkça bozulur !…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bu Gün Ne Yiyelim

     

Kabak Tatlısı

Gerekli Malzemeler: Bir adet bal kabağı, iki su bardağı toz şeker, ceviz, tahin, kaymak,

     

Kabak Tatlısının Yapılışı: Bal kabağı kabuğu soyulduktan ve içindeki çekirdekler

temizlendikten sonra karpuz dilimler gibi dilimlere ayrılır. Dilimlenen kabak yıkandıktan sonra, derince bir tavaya yerleştirilir. Üzerine üç su bardağı kadar şeker (tercihe göre daha fazlada olabilir.)

        

döküldükten sonra iki saat kadar bekletilir. Bekletilen kabak dilimleri kendiliğinden sulanacaktır. Tavadaki kabak orta ateşte pişirilir. Pişmesine çok az zaman kala pişirme kabının kapağı açılırki kabakta sertleşme olsun ve asıl rengini koruysbilsin. Ilık kıvama gelince servis tabağına yerleştirilir. Tercihe göre ceviz, tahin veya kaymaktan hangisi varsa üzerine dökülerek servis edilir.

        

Afiyet olsun, herkes şifa bulsun…

       

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Osman ALTAŞ-şiirleri-11

BEN ALLAH’I SEVİYORUM
Ayet meali: Allah onları sever, Onlar da Allah’ı sever….)

Kalbim bu gün, dedi bana.
Ben Allah’ı, seviyorum.
Aşka erdim, buldum fena.
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Aşık oldum, ben Kur’an’a.
Şükür erdim, gür imana.
İlan olsun, tüm Cihan’a.
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Kalbim Allah, der her nefes.
Allah diyen, kalmaz bikes.
Bu gerçeği, görsün herkes.
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Aşkın gelir, yanar canlar.
Aşktan arif, olan anlar.
Bilsin bunu, tüm insanlar.
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Gönül aşkla, coşar çağlar.
Aşka düşen, aşkla ağlar.
Şahit olsun, yüce dağlar.
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Allah dersin, gider elem.
Perde kalkar, biter zulem.
Duysun bunu, cümle Alem.
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Allah diyen, olur çiçek.
Gıpta eder, O’na melek.
Çok aşikâr, budur gerçek
Ben Allah’ı, seviyorum.
***
Zikir ehli, ey Kâinat.
Tesbih eden, ey mevcudat.
Bu bildiğim, tek hakikât.
Ben Allah’ı, seviyorum.
Osman ALTAŞ

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | 2 yorum

Kuş

Çok yakışıklı bir adam yanında bir devekuşuyla lokantaya girmiş. Herkes şaşkın şaşkın adama bakıyor, adam bir masaya oturmuş…
- “Garson bana bir cin, onada masayı donat.”
Garson talepleri yerine getirmiş,masayı yiyecekle donatmış deve kuşu bir dakikada masada ne varsa yemiş. bir, iki,üç derken bu olay saatlerce sürmüş… Adam:
- “Hesap lütfen!” demiş.
Garson hesap pusulasını uzatmış, adam elini cebine atmış, parayı çıkartmış, tam hesapla aynı para ne bir kuruş eksik ne bir kuruş fazla. Ertesi gece adamımız yine gelmiş, yanında tabii devekuşu da var.
- “Garson bana bir cin, onada masayı donat.”
Garson istediklerini vermiş, bir tek iki tek, saat geç olmuş, adam hesabı istemiş, Garson hesabı göstermiş. Adamımız elini cebine atmış, çıkartmış, tam hesap miktarı kadar para. Garson gene şaşkın ama nafile. Birkaç gece sonra adamımız devekuşuyla beraber geri gelmis. Garsonun içi içini yiyor. Adam:
- “Garson bana bir cin, onada masayı donat.”
Garson emre amade, yerine getirmiş, gece ilerlemiş, adamımız hesabi istemiş, Garson bol küsüratli saçmasapan bir miktari hesap olarak adama vermiş. Adam elini cebine atmış, çıkartmış, yine tam hesap. Garson oynatmak üzere. Dayanamamış:
- “Beyfendi bir süredir lokantamıza gelip gidiyorsunuz, kusura bakmayın ama birsey sormak istiyorum, yoksa kafayı yiyeceğim. Her gece cebinizden çıkan para hesapla kuruşu kuruşuna ayni oluyor. Bunu nasil başarıyorsunuz?”
Adamimiz gülümsemiş:
- “Bir gün karşıma bir cin çikti, üç dileğimi sordu. ilk olarak; karizmatik ve yakışıklı bir tipim olmasını istedim. ikinci dileğimde, ne almak istersem isteyim, elimi cebime attığımda parasi aynen cebimden çıksın istedim.”
Barmen:
- “Peki kızmayın ama bu kuş ne iş?”
Adamımız:
- “Onu hiç sorma, son dileğim; Doyumsuz bir kuştu. Yanlış anladı şerreffsizz.
Hasbihal Fıkra kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dışarıdan Bitirme

Temizlikçi bir kadın dışarıdan ilköğretim diplomasi almak için sınava girer. Fen Bilgisi soruları ve cevapları şöyle:

> Soru : Mide ne is yapar?
> Cevap : Sindirim yapar, yediklerimizi eritir…

> Soru : Akciğer ne iş yapar?
> Cevap : Solunum yapar. Bizi yaşatır.

> Soru : Kalp ne iş yapar?
> Cevap : Dolaşım yapar.

> Soru : Beyin ne iş yapar?
> Cevap : Mustafanın inşaatında amelecilik yapar…

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Göktepe sözlüğü-7

Köy Sözlüğü

            Köy sözlüğüne tekrar el atmak beni mutlu kıldı. Mutlu kıldığı kadarda üzüldüm. Üzüldüm çünkü yaptığım bir araştırmada yöremizde temiz Türkçe kullanıldığı başka baskın kültürlerin etkisi ile bozulmadığını tespit ettim. Türkçemizin çok zengin bir dil olduğu Macarcadan ve Bulgarcaya kadar bir çok dili etkilediğini gördüm. Örneğin “değirmi” kelimesinin “teğirmi” olarak Macarcada kullanıldığını görmek beni mutlu kılarken bu kelimenin dilimizde ölmek üzere olan kelimelerden olduğunu görmekte o denli üzdü. Bu nedenle dilimize sahip çıkıp asimile olmayalım. Kültür erezyonuna uğramayalım.Dilimize sahip çıkmak vatana sahip çıkmaktır.Millete sahip çıkmaktır…

Çırpı: Genellikle tek başına kullanılmaz çalı çırpı şeklinde ikileme olarak kullanılır. Çalının daha ince ve daha küçük olanıdır. Ateş tutuşturmakta kullanılır.

Değirmi: Yuvarlak

Dolangeliği:Çepeçevre sarmak, sarmalamak

Elgamene: Uyuşuk, tembel

Evinsiz çavdar: İş üretemeyen iş becerisi olmayan (deyim)

Kömbe: Küle gömülerek yapılan hamur işi (güdük)

Küre: Ocakta tencere konulmak için yapılan kenardaki alan

Mırığı yıkkın: Her hangi bir şeyeden dolayı üzgün, yıkık (deyim)

Öbek: Gurup topluluk

Öveç: İki üç yaşında erkek koyun koç

Öz: Su sızıntısının bulunduğu çayırlık alan

Peşkir: Havlu

Sömek: Mısır koçanı

Tezek: Tarla sürüldükten sonra kaln büyük toprak kütlesi

Yirmek:Çaput ve benzeri şeyleri dilmek,

Kömbe

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Günün Duası

إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

            “İnnallahe Meassabirin” Muhakkak ki Allah Sabredenlerle Beraberdir . (Bakara 15)

             Bu dua köyümüzde çokca yapılırdı ama Allahım bana sabır ver  manasında yapılırdı bu dua. Birisine kızdıktan sonra sabır dilemek için söylenirdi genellikle. Ama Yüce yaratıcı bizden dua beklediği için her el açtığımızda her dua ettiğimizde duamız kabul edilmeye hazırdır. Allah hepimizi duası kabul edilenlerden eylesin ve hep bizimle beraber olsun…

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

UNUTMAYIN OLURMU

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Unutmayın olur mu ?

 

Unutmayın Olur mu?

Uğurlu’dan çıktım yola yüküm eriktir,
Çok iyi bir güp aldım amma dibi deliktir,
Herkese dürttüğüm bıçağın özü çeliktir,
Gökçe derler bana unutmayın olur mu?

Ne evliyayım ne de bir veli,
Bazıları bilir beni hala Develi,
Antep fıstığını sevdim seveli,
Antepli derler bana unutmayın olur mu?

Telefon edemez resimci teller donmuş,
Beş ay otuz günde oğlan kızamık olmuş,
Kiralık konağım kütük ceviz Kızılbelene konmuş,
Hıranın Kadir derler bana unutmayın olur mu?

Körük oldum kızgın demir oldum örs üstünde
Tahra, balta, kazma, keser oldum evlerde
Rızkım için sağlığımdan oldum yaban ellerde
Demirci derler bana unutmayın olur mu?

Yalanın dolanın vergisini bana ödettiler,
Doğru sözüme yalan katıp söylettiler
Cuhelalar İdadi tahsilimle alay ettiler
Küçük Lavgar derler bana unutmayın olur mu?

Fakir halimle ağa oldum, kemeneci oldum,
Çevre köylerde yüzlerce düğün dernek kurdum,
Eşim öldü acılara gark oldum,sanki ben öldüm,
Nebicik derler bana unutmayın olur mu?

Alış veriş para pul, Menik benden sorulurdu ,
Veresiye vermesem herkesin hali ne olurdu,
Parası olmayan fakir fukara beni bulurdu,
Mekkeli derler bana unutmayın olur mu?

Köyün bütün kavağını bana taşıttılar
Ağır yükle ayağımı belimi sakatlattılar
Sonra unutup bir kenara attılar
Gocakafa derler bana unutmayın olur mu ?

Kimin derdi çoktur kim nerden bilir
Koyun keçi Geleğende Gabalakta sevilir
Bıktım şu güzellikten dedik böyle bilinir
Galaba derler bana unutmayın olur mu?

Ekmek için aş için Ferhat oldum çıktım dağlara
Koruma başkanı oldum yol oldum ıssız kırlara
Topal ayakla su oldum, çeşme oldum Garışıklara
Günsüz Mehmedi derler bana unutmayın olur mu?

Dert bir değil hangi birisine yanayım
Gözüm gibi baktığım dalda asmayım
Yıkılan evimde tütmeyen bacayım
Gırmabacak derler bana unutmayın olur mu?

Hoca Çobani derki sevelim köyü köylüyü
İçimizden atalım tutmayalım kötüyü
Dualarımızda ayırmayalım diri ile ölüyü
Ebe,dede,emmi,dayı derler bize unutmayın olur mu ?

UNUTMAYIN SEVGİLİ DOSTLAR UNUTMAYIN OLUR MU?

Genel kategorisine gönderildi | 2 yorum

Zaman Tüneli Aşağıköy Köprüsü

           Hayat bazen bir akarsu gibidir akar gider. Hayata bazen bir köprüdür insana öncesini sonrasına taşıyan. Bir köprüdür hayat yıpranmış yıkılmaya yüz tutmuş. Bir köprüdür hayat sevgiye sevdaya yol olan. Bir köprüdür hayat bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa, olgunluktan yaşlılığa ve yaşlılıktan ölüme. Bir köprüdür hayat onu anlayana… 

Aşağı köy (Kaleboğazı köprüsü)

             Nice genç kızların umutla, nice gelinlerin karnında, sırtında yükle geçtiği köprüler, hayatı anlatır anlayana. Dün bir başkası geçti bu köprüden. Şimdide sen geçiyorsun. Yarında başkası geçecek bu yaşlı köprüden. Ne hiç biriniz dönüp baktınız, nede hiç biriniz bir önceki geçeni düşündünüz bu köprüde.

            Sırtımızdan çalı kucağımızdan yeni doğmuş oğlakla geçtiğimiz hayatımızın izlerini taşıyan Aşağıköy köprüsü. Köprü değil sanki zaman tüneli bakmasını bilene. Haydi geçmişe mi gitmek istiyorsun. Çobanlığını çocukluğunu mu hatırladın sırtına çalımı battı, ayağın taştan mı kaydı. Hepsi burada ve karşında bu zaman tüneli seni bekliyor…

          Önümüzde ikiyüz üç yüz davarla kayanın sırtında günün geçirdikten, sabahtan akşama kışın ayazını yedikten sonra sis içinde bulabildiğimiz sürüyle beraber geçerdik bu köprüden. Köyde bir metrenin üzerinde kar varken kayanın yönü güneye baktığı için kar tutmaz ve olmayan otları yemesi için götürürdük karşıya. Keçiler dikenli andız, dikenli piynarı yemeye çalışırdı gün boyu kayanın sırtında. İkindi ezanı vakti arkadaşlarımız kızakları ile kayarken biz davardan dönerdik bu köprüden. Davarı (sürüyü) sayabileceğimiz tek nokta olan bu köprü hayatımızdı bir zamanlar.

            Kışın ekmek yapacak odununuz azaldı mı hiç? Hiç üç beş arkadaş bir tahra veya bir keserle kuru dalları kuru çalıları kesmeye gittiniz mi? Hiç odun eylediniz mi? Evet bu köprüden geçerek çalı eylemeye gittik. Akşama sobada veya sabah ekmek yaparken sacın altına atılacak  sırtımızda çalı ile geçtik bu köprüden.

          

              İlk okul beşinci sınıfta tüm okul pikniğe gitmiş ve bu köprüden geçerek yıl mı ben diyeyim milattan önce sen de sonrası. Okulun bayrağı elimizde azık torbamız sırtımızda geçmiştik karşıya ve kim zamanından kalma olduğunu bilmediğimiz kayanın yamacındaki kaleye tırmanmıştık köprüden geçerek. Elbet sonrasında öğrendik bir şeyler yalan yanlış kale hakkında ama o yaşta kimin umurunda kalenin kimden kaldığı vede ne amaçla yapıldığı. Bizim için kaleye çıkmak ve arkadaşlarla beraber olmak hepsinden önemli. Zaten köydeyiz her günümüz her anımız tabiatla içiçe her anımız piknik.

            Ot emri verilip kaleboğazında ot biçmeye sabah erkenden giderken geçerdik bu köprüden yayan olarak. Köyde bidiğimiz katırdan inerdik köprüye gelmeden önce. Katır korkardı köprüden. Karşıya hiç geçiremedik onu köprüden. Hep köprünün üstünde kurulu olduğu Göksu ırmağının bir kolunun geçtiği çayın en sığ yerinden geçerdi. Kale boğazına güneş geç doğar köye göre hemde çok geç. Yazın en uzun zamanlarında dahi güneş ancak saat dokuz gibi vururdu buralara. O saate kadar ot biçmek kolay. Sonrasında öğlen sıcağında kayaların gölgesi sığınaımız olurdu. Otu sırtımızda geçirirdik köprüden karşıya.

            Şimdi o köprü nerede? Ve neden bu halde? Bu kadar kolaymı geçmişi unutmak. Bu kadar kolay mı her şeyi silip atmak. Dedik ya bu bir köprü değil bir zaman tüneli…

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | 1 yorum

GÖNÜL DİLEKÇESİ

Hayran oldum sana, Ya Rasulallah !

Seninle tanışmak, istiyor gönlüm…..

Visâl nasip etsin, Hazret-i Allah.

Zatına kavuşmak, istiyor gönlüm…..

 

Düşeyim yollara, kalbimde hicran.

Buluşsun Ravza’nda, can ile Canân.

Durup huzurunda, elpençe divan.

Göz göze bakışmak, istiyor gönlüm….

 

Sığınmışım sana, ya nûr-î dîdar.

Barındır yanında, sonsuza kadar.

İstemem başka yer, başka bir diyar.

Yanına yakışmak, istiyor gönlüm…..

 

Teşrif buyur bir gün, vakt-i zevâlde.

Yetiştir Üçler’le, aynı emsâlde,

Görüp bu Dünya’da, uyanık halde,

Yüz yüze konuşmak, istiyor gönlüm….

 

Gönül pınarından, sevgiler çağlar.

Hasretinle yandım, yüreğim ağlar.

Artık dar geliyor, dumanlı dağlar.

Kalbine sıkışmak, istiyor gönlüm….

 

Yalvarırım Hakka, her gün seherde.

Rabb’im haşreylesin, bizi bir yerde.

Cennet-i Alâ’da, Havz-u Kevser’de.

El ele tutuşmak,  istiyor gönlüm……

 Osman ALTAŞ

Genel kategorisine gönderildi | 5 yorum

Sülale- Soy ağacı

         Kazıkçakanlı-Çavuşlu sülalesi (Sarıaltın, Sarıtaş ve Barbaros soyadlarının) soy ağacına üye olunarak bilgisine ulaşabildiğimiz tüm kişileri görebilirsiniz. Yanlışlık varsa düzeltmeye hazır olduğumuzu bildirmekten onur duyarız…

http://www.myheritage.com.tr/site-family-tree-11559181/sarialtin?treeMode=canvas

http://www.myheritage.com.tr/site-family-tree-11559181/sarialtin

Türk kültüründe yer edinmiş olan fakat dinimizce yasaklanmış olan ananelerimiz vardır. Bu ananeleri hemen terk etmekte pek mümkün değildir. Bu ananelerden birisi de insanlara veya sülalelere lâkap takılmasıdır. Lâkap verme işi genelde yaptığı bir işten sonra veya fiziki şekline göre verilir. Bu lakapları kâh insanları tanımak kâhda alay etmek için kullanırız. Bazende kızgınlık anında söylenilir bu lâkaplar. Verilen lâkaplar insanlara, sülalelere öyle yapışır ki sanki o lâkap olmadan kimse tanıyamaz lâkap sahibini.

Kazıkçakanlı lâkabıda yukarıdaki tanıma uyan bir lâkaptır. Karakışın hüküm sürdüğü zemheri ayazının göz açtırmadığı köylerde daha sobanın bilinmediği bir devirdir. Hem ekmeğin, hem yemeğin yapıldığı aynı zamanda da ısınma aracı olarak ocağın (şömine) kullanıldığı  bir devirde baba (Mehmet Çavuş) eve gelir. Çocuklar ağlaşmakta ve abilerini şikayet etmektedir. Ne olduğunu sorar baba küçükler hep bir ağızdan “Ağamız ocağın başına geçti hep kendisi ısındı. Bizi ocağa bile yaklaştırmadı.” derler. Baba ikinci günde aynı şikayeti alınca eline aldığı kazıkları ocağın başına belirli aralıklarla çakar çocuklarının hepsinin ocak ateşinden eşit oranda faydalanmalarını sağlar. Bu durumu gören komşular hayretler içinde kalınca köyde herkese anlatır. Mehmet Çavuşun ocağa kazık çakışı tüm civarda duyulur. Mehmet Çavuşun askerde öğrendiği eşit paylaşımı uygulaması kendisine ve kendisinden sonra gelecek biz torunlarına lakap olarak kalır.

Kazıkçakanlı sülalesi soyadı kanunu çıktıktan sonra üç soyadı alarak (SARIALTIN- SARITAŞ- BARBAROS) büyük bir sülale olurak lakabı taşımaya devam etmektedir. kazık çakanlı sülalesinin özelliği hazırcevap olması, kendisine söylenen sözlere kazık gibi çok sert cevaplar vermesidir. Bunun yanında çok inatçı olmasıda başka bir özelliğidir. bu özelliklerinden dolayı kazıkçakanlı inadı ve kazıkçakanlı değil mi kazık gibi laf söyler vb. deyimler köyde kullanılır hale gelmiştir.

Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum

Gidiyorum

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Tenim çöl kumu rengine döndü,

Bir sen bana dönemedin,

Söyle, söyle beni hiç mi sevmedin?

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Kan çanağı oldu ağlamaktan gözlerim,

Yaşları bir sen silmedin,

Söyle, söyle beni hiç mi sevmedin?

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Çınar sarardı, soldu, döktü yapraklarını

Kuruyan çınarı bir sen görmedin,

Söyle, söyle beni hiç mi sevmedin?

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Batan güneş gibi arkamda bıraktığım kızıllığı,

Geceler oldu bir sen bilmedin,

Söyle, söyle beni hiç mi sevmedin?

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Sana hayaller anlattım geceler boyu

Hayalleri bir sen duymadın,

Söyle, söyle beni hiç mi sevmedin?

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Bana gözlerinle çok şey söyledin ama

Gitme kal, bir seni seviyorum demedin,

Söyle, söyle beni hiç mi sevmedin?

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Sevgimi, yüreğimi, aşkımı alıp bu elden gidiyorum,

Senden kaçacağım ve fırtınalar ülkesine sığınacağım

Biliyorum sen beni hiç sevmedin.

Gidiyorum;

Gidiyorum iki gözüm,

Sana sığınmaya gidiyorum.

Demirleyecek liman sende,

Fırtınadan kaçıp, yine yeniden sana gelmek istiyorum

Çünkü seni çok, çok seviyorum.

Hasbihalim

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | 4 yorum

Saya oyunu

Saya Nedir?

Türk Milletinin bulunduğu birçok yerde, genellikle hayvancılıkla uğraşan kişilerin ve çobanların oynadığı bir seyirlik oyundur saya oyunu. Saya radyo televizyon ve benzeri iletişim ve eğlence araçlarının olmadığı dönemlerde halkı eğlendirmek için düzenlediği için çok kabul görürken günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Anamur Silifke ve Mut yöresinde canlı tutulması için çalışmalar yapılmaktadır.

Bu oyun, teke katımından, genellikle yüz gün sonra oynandığı için bazı yörelerde “yüzcü oyunu” olarak ta adlandırılır. Teke katımı her yörede farklı zamanlarda yapıldığı için oyun bazı yörelerde farlı zamanlarda oynanır. Göktepe yöresinde teke katımı ekim ayının ortasında olduğu düşünüldüğünde saya oyunu ocak sonu şubat başı gibi bir zamanda oynanır. Teke katımı erken yapılırsa bu takvim daha erkende olabilir. Bu zamanda keçilerin gebe olup olmadıkları ortaya çıkar. Hayvanların yiyeceklerinin azaldığı kış şartlarından dolayı yayılmaya çıkarılamadığı bir zamanda yapıldığı için baharın muştusu olarak ta görülebilir.

Bu oyun bazı araştırmacıların düşüncesine göre bizlere Orta Asya’daki Şamanizm kültüründen gelme olup bu gelenekler zaman içinde değişikliğe uğrayarak zamanımıza kadar gelmiştir. Her ne kadar ülkemizde köyde yaşayan nüfus genel nüfusun yüzde yirmisine kadar düşüp hayvancılıkla uğraşan kalmadı ise de bu kültürel mirasımıza sahip çıkmalı yaşatmalıyız.

Saya Nasıl Oynanır?

Çobanlar veya köyün gençleri kendi aralarında toplanarak sayaya katılacak olanları tespit ederler. Bunlar yüzlerini tanınmayacak şekilde kapatır veya boyarlar. Bazıları teke deve ve benzeri hayvan şekillerine girerlerken bazıları da Arap, zenci gibi karakterlere girerler. Yüzlerine keçi veya koyun postundan yapılma takma sakal ve bıyık takarlar. Oyun akşam hava karadıktan sonra sergilenir. Oyuncuların elinde sopalar bulunur ve bu sopalarda çanlar takılı olur. Diğer oyuncularda da çan bulunduğu için yürürken çan sesleri çıkararak sanki ziyaret edilen eve sürü geliyormuş gibi bir ortam oluşturulur. Hediye istenecek eve maniler söylenerek gidilir. Burada ana amaç keçilerin gebeliği muştulanarak hediye istenir. Çobanlardan birisi evin ortasına yatar ve ev sahibi hediye verinceye kadar yattığı yerden kalkmaz. Gittiği yerlerde genellikle un yağ pekmez ve ceviz verilir. Zaten ağır kış şartlarında başka verecek bir şey vermekte mümkün değildir. Oyuncuların sayısı yöreye göre değişik olup belirli kuralları yoktur. Doğaçlama olarak oynanır.

Saya oyununa köylüler “kış bitip bahar geliyor keçilerimizin yavrulamasına az kaldı” düşüncesi ile istekli olarak katkıda bulunurlar. Sayacılar toplanan hediyeleri veya bahşişleri bir köy odasında toplanarak pekmez helvası yaparak yerler. Hediye vermeyen kişi bu şekilde cezalandırılarak yüzü kara çıkartılır.

Saya oyununun oynandığı bazı yörelerde çoban, kendisine hediye verilmeyince “Vermeyenin yüzü katrandan kara olsun.” şeklinde beddua eder. Çobanı sevindirecek şekilde hediye verildiğinde ise kuzuların çoğunun dişi olacağına inanılır. Zaten çobanlar da iyi hediye almak için bereket duası anlamında maniler söylerler:

Söylenen bazı maniler

“Veren evler şen olsun.”

“Yağ verenin davarı dişi olsun,
Bulgur verenin davarı erkek olsun.

“Gümbür gümbür yayasın
Fosur fosur sağasın
Şu oğluma şu kızıma diyesin
Selâmünaleyküm ağalar beyler
Kim kimleri yeğler
Selâm verdim aldınız mı?
Sayı geldi duydunuz mu?

Selâm kimin selâmı?

Peygamberler kelâmı
Kelini koyunun kelini
Kertik kırkarlar belini
Çölde alırlar dölünü

Doğuşu koyunun doğuşu
Gelir koğuşu koğuşu
Ak kuzunun mor çavuşu

Kuzulu koyunum kuzulu
Gelir yazılı yazılı
Yanı yannık kuzulu

Şu anda ne kaldı ne kalmadı ?
Elli gün kaldı

Elli günü sayarsın
Kavil kavil sağarsın
Güğül güğül yayarsın
Abılam ak kollarını kaldırasın
Altına taş koyasın
Gönlünü hoş koyasın

Sayı geldi sakının
Dembir dümbür takının
Körpelerin b…
Kına deyi yakının

Saya, saya sallı baya

Dört ayağı nallı baya,

Saya geldi duydunuz mu?

Selam verdi aldınız mı?

Bay bayadan bayadan

Sular akar kayadan

Bööö dedim meledi

Önüne koydum yaladı

Göğül göğül göğüldesin

Güğümlerin çağıldasın

Bir iki de bir iki

Ver ver diyen ablanın

Tas perçemli oğlu olsun

Verme diyen ablanın

Kel başlı kızı olsun…

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | 1 yorum