Aşkın Şekli Yoktur

             Genç adam uzun zamandır düşünceli şekilde ıssız sokaklarda rüzgârın önüne katıp sürüklediği kuru yaprak misali bir o yana bir bu yana kararsız şekilde adımlıyordu şehrin caddelerini. En uzun yol nereye gideceğini bilemeyenin yoludur sözünü ispatlarcasına saatlerdir yürüyordu. Başı omzuna düşmüş hayatın tüm darbelerini ben yedim, daha taşıyacak gücüm kalmadı dercesine yıkılmış bir görüntü sergiliyordu. Her savaşı kaybetmiş savunacak cephesi kalmamış askerin eve dönüşü gibi hissediyordu kendini.

             Sigara paketini çıkardı yakmak için paketten bir tane alıp dudaklarının arasına kıstırdı. Ceplerinde çakmağını ararken, sabahtan bu yana kesik kesik öksürdüğü aklına gelince dudaklarındaki sigarayı pakete tekrar yerleştirdi. Bu havada faydası olacakmış gibi ceketinin yakasını kaldırıp kafasını iyice omuzlarının arasına gömdü. Bununda fayda etmeyip vücudunun her yerinin zangır zangır titrediğini, ayazın iliklerine işlediğini fark edince bir kafeteryaya oturup çay içerse içinin ısınacağını düşündü. Az ileride meşhur kebapçının ara sokağındaki kafeteryaya doğru yöneldi.

             Akşamın bu saatinde içerisi sigara dumanından mıdır, buğudan mıdır nedense göz gözü görmüyordu. Lafta kapalı mekânlarda sigara içme yasağı vardı ama uyan ve uygulayan yoktu. Köşede bir koltuk boştu oraya doğru yöneldi. Yerine oturdu, etrafına göz gezdirirken garson geldi.

           -Ne içersiniz?

           -Bir çay lütfen, diyebildi ancak kendi duyabileceği sesle. Garson herhalde dudak okumayı biliyordu ki arkasına bile bakmadan gitti. Garson çay tepsisi ile gelene kadar boş gözlerle baktı etrafa. Çayına şekeri atıp karıştırırken sanki burada değil çok uzaklarda başka mekânda, başka mevsimlerdeymiş gibi dalıp gitmişti. Kafeteryada çalan müzik tam damardı tabiri ile Zeki Müren Kürdil-i hicazkâr makamında sevgiliye figan ediyordu.

Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim,

Her şeyimi uğruna boş yere mi verdim?

Yalan sözlerle aldatıp seninim derdin

Her şeyimi uğruna boş yere mi verdim?

            Şarkının sözleri öğleden beri unutmaya çalıştığı fakat bir an bile zihninden uzaklaştıramadığı an geldi. Uzun zamandır seviyordu Aslıyı. Ne kadar seviyorsun deseler sevgiyi ölçen bir ölçü birimi olmadığını bildiği için olacak her şeyden çok derdi kısaca. Hayatını ona adayacak kadar sevdiğine inanıyordu. Sevgilinin balköpüğü rengi gözleri, başak rengi saçları ve kıpkırmızı yanakları yüzünü tamamlıyordu. Hele kızdığı veya utandığı zaman yüzü tamamen kızarır ilkbahardaki gelincik tarlalarını andırırdı. Son zamanlarda Gelincik onu hayata bağlayan tek unsurdu. Bak yine gözleri saçı yüzü derken Gelincik adını verdiği Aslıyı tüm hücrelerinde hissetmeye başlamıştı. Ama ne olduysa Gelincik kendisine soğuk davranıyor, anla beni dercesine her davranışına konuşmasına farklı anlamlar yüklemeye çalışıyordu. Seven adamın gözü kör olur sevdiğinden başka bir şey görmez derlerdi de inanmazdı. Oysa şimdi kendi başına gelmişti inanmadığı deyimdeki derin anlam. Bu gün haftanın son iş günü idi. Gelincik aramış hal hatır sorduktan sonra:

             -Buluşmamız lazım. Seninle konuşacaklarım var. Bir yerde buluşalım mı?

              Bu söz genç adamda ne bir heyecan uyandırdı nede umut kapladı içini. Sözleştikleri gibi öğleden sonra saat ikide salaş bir lokantada buluştular. Pencere kenarına oturdular. Verilen yemek siparişleri gelmeden ikisi de havadan sudan konuştular. Havada ki gergin ortam ikisine etkilemiş olacak ki konuşmalar bir yere varıp hemen tıkanıyordu. Sanki ilişkilerinin tıkandığını, bu işin yürümeyeceğini söyleyecekmiş de söyleyemiyormuş gibi bir hava vardı salaş lokantanın aile bölümü denilen ikinci katında. Yemekler geldi fakat her ikisi de salata ile oyalanıyordu. Aslı kafasını kaldırıp çatalını masaya bıraktıktan sonra sanki boşluğa konuşuyormuş gibi:

            -Ben Haluk ile evlenmeye karar verdim.

            -…

            -Bir şey demeyecek misin? Beni duymuyor musun?

            -…

           -Biliyorum senin için çok zor bir şey bu. Sana anlatmaya çalıştım ama anlamadın bir türlü. Seni seviyorum ve üzülmeni istemiyorum. Ne olur anla beni. Üzülmen demek benim üzülmem demektir.

            -…

           Cevap verecek hali kalmayan adam daha dün kendini dağ gibi hissederken bu gün küçülmüş incir çekirdeğini dolduramayacak kadar ufalmıştı. Aralarındaki ilişki son zamanlarda donmak üzere olan kirpiler gibi olmuştu. Birbirlerinden uzaklaştıklarında soğuktan donacak, bir birlerine yaklaştıkları her santimde de karşıdakine oku saplanarak yaralayacak. Evet, yine öyle olmuştu. Yaklaşmış hemen yakınında olmuş ve sevgilinin oku tam yüreğine saplanmıştı. Bu konuşmanın ve buluşmanın son randevu olduğunu anlamıştı genç adam. Bir an kendini toparladı derin bir nefes aldı. Aslıya dönerek:

            -“Gelinciğim; Artık sana Gelinciğim deme hakkım var mı onu da bilmiyorum ama “Seni seviyorum”la kurulan ilk cümlenin sana söylenişi bir başlangıçtı hayata tutunmamın. “Seni seviyorum!” senden önce yaşamadım, önceki hayatımı öteliyorum kendimden uzağa, nasıl o hayat beni örseledi ise bende senden önceki hayatımı zincirlere vurup kürek cezası vererek sürgünlere gönderiyorum bilinmezlikler diyarına demektir. Sensiz hayat, bir kürek mahkûmu geminin küreğine kalın zincirlerle bağlıysa, geminin ve yolcuların güzergâhını geminin kaptanı veya sert okyanus rüzgârları yelkenleri ne yana şişirirse o yana gidiyorsa bende senden önce o şekildeydim. Evet, aynı alışkanlık işte “Seni seviyorum” ve kendimi yine mahkûm ettim. Bu defa kürek cezası değil, dört odacıktan oluşan, sadece sevenlerin girebildiği küçücük bir hücreye mahkûm ettim kendimi. Ve yine ben bu mahkûmiyeti ömür boyu olarak onaylıyorum. Buradan çıkmayı yasaklıyorum kendime. Seni seviyorum demek; dört bölümden oluşan yüreğinde bana ayıracak yer varsa eğer oraya mahkûmum, demektir.

           Ey sevgili Gelincik düşünüyorum da sana nasıl ve ne zaman tutulduğumu hiç bilmiyorum. Fakat “Seni seviyorum” dediğim gün mahkûm olduğumu yargılamanın bittiğini tutukluluktan hükümlülüğe geçtiğimi biliyordum. Bir baharda sevdim seni açan çiçekler gibi açsın sevdamız diye. Dilek tuttum ikimiz için yıldız kaymadığı halde yağan yağmurda. Ama bu defa bahar biraz farklı kış geçmek bilmiyor. Mevsimler de nerede kalacağını bilemez oldu kimi seveceğini bilemeyenler gibi. Değişti dedik ya mevsimler, yağmur mevsiminde ne yağacağına karar veremedi sevmesini bilemeyenler gibi. Şu an dışarıda karla karışık yağmur yağıyor ama sadece dışarıya değil gönül bahçemin gülistanına da karlar yağıyor yağmurla birlikte. Ne yazık ki gönül bahçemin gülistanı zarar görmesin sadece yağmuru ver bana kar senin olsun diyemedim sana. Gönül bahçeme yağdırdığın kar dondurdu tomurcuklanan umutlarımı. Olsun be kar benim olsun ona da razıyım dedim. Seni beraber yağdığın yağmurdan bile kıskandım. Elime alınca hemen eridin be Gelinciğim. Ilık havada, sıcak yürekte kar dayanmıyor yaren, kar dayanmıyor hemen eriyor. Benim sevgim seni çok ısıttı da ondan mı eriyip elimden kayıp gittin. Kar eriyor yaren kar eriyor ben eriyorum bilinmeze doğru akıyor eriyen damlalarım. Bilmedim ki umutlarımı donduran karın bir şekli var fakat aşkın şekli yoktur.

             Şimdi anlıyorum karın neden eridiğini. Anlıyorum ama ne fayda. Adam olan adam bir isim verirken sevdiğine dikkat eder biraz. Hani bir türkümüz var. “Ben sana gülüm demem, gülün ömrü az olur.” Diye. Ben bunu düşünemedim gülden bile daha az ömrü olan gelincik dedim. Düşünemedim, düşünemedim. Ömrü az olanın sevgilinin sevgisi daha da az olurmuş. Senin sevgin bahar karı gibiymiş eriyip giden. Sevgili Gelincik ben bir Çınarım sen bir Gelinciksin derken ne dediğimi şimdi daha iyi anlıyorsun değil mi? Çınarın sevdası asırlara yön verir. Yüzyıllara yansır aşkı. Çınar sevdası sonsuzluktur. Ben seni sonsuza kadar sevdim. Bir mevsimlik değil.

           Aslının bir şey söylemesine fırsat vermeden hemen kalkıp hesabı ödeyip aceleyle çıktı lokantadan. Kulakları uğulduyor içi sızlıyor, kalbini mengene ile sıkarlar gibi sıkılıyordu. Aslı ağladığını görmesin diye çıkmıştı. Ama ne ağlayabilmiş nede dinmişti içindeki fırtına. Sokaklarda yalnız yapayalnız bırakmıştı onu. Gündüzden kalan kulak uğultusu tüm şiddeti ile devam ediyordu. Bulunduğu kafeteryada rahatlatmamış daha da bunalmıştı içeride. Açık havada temiz hava daha iyi gelir düşüncesi ile çay parasını ödeyip dışarı çıktı. Caddeye adımını atar atmaz bir korna sesi duydu çarpan arabanın şiddetiyle havaya uçtuğunu hissetti.

             Artık kulakları uğuldamıyordu.

Hasbihalim

Bu yazı Hasbihal Hikaye kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Aşkın Şekli Yoktur için 5 cevap

  1. Hasbihalim der ki:

    Zeki Müren kadar bu şarkıyı daha güzel söyleyen biri daha yoktur herhalde. Paylaşım için sağol Paraf.

  2. Nureddin der ki:

    Sevda demek kavuşmak demek değildir. Sevda demek acıya talip olmak demektir. Hikaye için teşekkürler.

  3. Nureddin der ki:

    Herkese afiyet olsun….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir