Haydi Buz gibi karlı pekmeze gel!

        

Haydi Buz gibi karlı pekmeze gel!

         Çocukluğumuzda en büyük eğlencemiz dağda sığır güderken çamurdan araba yapmak ve cuma günleri kurulan Başdere pazarına gitmekti. Hafta boyunca sığır güttüğümüz için yalvar yakarda olsa ayda veya yılda bir defa olsada Başdere pazarına giderdik cebimizde olmayan harçlıklarımızla.

         Akşamdan anamızdan babamızdan zorlada olsa izin kopardığımız için sabah erkenden iki bir demeden hiç yalvartmadan yataktan kalkıp bir gün önce güttüğümüz sığırları arkadaşımıza koşup yola koyulurduk.  Allah rahmet etsin Angaralı’nın (Hasan Kunt) peşine takılıp altı kilometre toz toprak içinde yürüdükten sonra terden yapış yapış olmuş halde varırdık pazara.

            İki derenin arasına kurulmuş Pazar yerinde koca koca sivrilikleri yontulmuş çay taşları olurdu yerde parke taşı niyetine. Fakat bu taşlar sıralanmış dizelenmiş değil sel sularının bıraktığı şekilde doğal halinde. Pazar yeri dere yatağı olduğu için enginli yüksekli. Derenin etrafında söğüt ağaçları biladan ağaçları (çınar) ve Başdere tarafında çayırlık alanda ceviz ağacları vardı. Pazar alanında hemen hemen hiç ağaç yoktu.

         Pazarın bir tarafında hayvan alıp satan celepler. Tabii en baştada Allah rahmet etsin Gödemen ve civardan gelen diğer celepler. Eşşek alıp katır satanlar, takas yapanlar farklı bir alışveriş vesselam. Fetten Günderden erken ala düşen bağ üzümleri getirenler, Göktepeden acamlar alması getirip satanlar mı dersin herkes var. Bir tarafta iğneden ipliğe ıvırzıvır maddeler satan Teyin Ali köy köy dolaşıp seyyarlık yaptığı için tanıdığımız orada yüzümüzün gülmesini sağlayan adam. Halbuki O bizim farkımızda bile değil. Az ilerideki biladan ağacının altında çeşit çeşit basmalar. Buraya  hem Cuma namazı kılmak, hemde alış veriş yapmak için gelen yörüklerin “Bana üç metre basma kes!” derken sanki Pazar yerini kaldırıyormuş tarzındaki havalı söyleyişi.

               Öbür tarafta deredeki söğüt ağaçlarına arka ayaklarından asılmış boynu ve derisi yüzülmüş keçiler. Tabii kapalı ortam olmadığı için karasinekler ve sarı arıların konup kalktıkları etler. Pazarın tam orta yerinde altında meşe odununun yandığı bir saçta kavrulan etler. Gidip gelip bakıyoruz. Gözümüz kalıyor. Fakat bir porsiyon isteyecek paramız yok. Üç dört arkadaş bir araya gelip beraber yiyelim diyoruz. Bir tabak kebap diyoruz. Önümüze bakır bir sahanda kebabımız geliyor. Yeşil biber, domates ve iri iri doğranmış soğanlar oh ne kadar güzel. Ama bir eksik var. Biz çocuğuz diye et koymamış. Kimin umurunda etin kokusu varya o bile yeter bize. Afiyet olsun.

           Şimdi olsa üstüne buz gibi kola derdik elbet. O zamanlar kola varda biz mi bilmiyorduk, yoksa gerçekten yok muydu? Olsada elektrik yokki buz gibi olsun. Ama kıl çuvalın içinde bembeyaz kar.  Yanında da bir bakır güğümün içinde pekmez var. Son paramızıda buz gibi karlı pekmeze veriyoruz. Şimdi olsa ne mi yaparım? Bin tane kolaya yine tercih ederim karlı pekmezi.

Bu yazı Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Haydi Buz gibi karlı pekmeze gel! için 1 cevap

  1. yellowgold der ki:

    Şimdi olsada yesek,ohhhhhhhhhh diye kaç şişe kolaya değişmeyiz elbet doğal haliyle katkı maddesi yok naturel bir buz gibi içeçek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir