KESERİM

       Ahmet Ertuğrul Gökmener, “ Sıhhıye Baba” diye bilinen güzel Konya’nın, güzel insanlarından biri idi. Cenab-ı Allah’a o güzel insanla tanışmayı bana nasip ettiği için hamd ediyorum. Ortaboylu, gül-pembe yüzlü, yüzünün rengine uygun seyrek, altın renginde sakalları olan bir Allah dostu idi. Mükemmel Kur’an okurdu. Medrese mezunu idi.

      Eğirdir Sağlık Meslek lisesi öğretmeni iken bir gün ziyaretine gittim. Kapıya vardığımda sevenlerinden birinin düğün davetine gitmek için evden çıkmak üzere imiş. Ben gelince gidip gitmemek üzere tereddüt etti. Son olarak, “beraber gidelim, ufaktan bir görünüverelim, sonra gelir otururuz” dedi. 

       Benim hiç tanıdığım ve davetli de olmadığım bu düğüne o muhterem zatla gittim. O düğün sahibiyle  ve davetlilerle ilgilendi. Bana da oturmam için  yaklaşık Otuz kişinin bulunduğu büyük bir salonu gösterdiler. Çay ikram ediliyordu. Köşede bir divan vardı ve divanda eşraftan olduğu anlaşılan yaşlı kişiler oturuyordu. Elli yaşlarında sert tabiatlı, fötr giyen, koyu esmer bir adam yüksek sesle ahkam kesiyor, herkes onu dinliyor, hafiften bazen gülenler oluyor ancak çoğunlukla adamı tasdik eder mahiyette katılımlar oluyordu.

    Adam tok sesiyle ”Nerde görülmüş, hangi devirde yaşıyoruz, bu devirde şeriat mı olurmuş, peh peh, adamın elini kesecekmişsin. Böyle yasa mı olur?. Vahşet”  Daha sonra şapkasıyla oynadı ve konuşmasını şöyle sürdürdü. “ ben, şahsen kabul etmem vallahi” dedi ve bitirdi. Adam, islamı eleştiyor, kötülüyor ancak hiç itiraz eden olmuyordu.

     Tetikte bekledim, uygun bir ortam oluşsun ve bu haddini bilmez adamı susturayım diye düşündüm.

       Sohbet, araba üzerine yoğunlaştı. Adam; bir araba aldığını, Şehrin plansız olduğunu, arabayı mecburen yola park etmek zorunda kaldığını, hırsızlardan da korktuğunu anlattı.

        Fırsat doğmuştu.Ben “Bey amca, haberlerden öğreniyoruz, bu günlerde gerçekten çok araba hırsızlığı oluyor” dedim. Adam, hemen “evet” diye katıldı. Ben “ Bey amca, acemi bir hırsız arabanı çalsa, sokağın başında istop ettirse, adamı yakalasan, ne yaparsın?” diye sordum.

      Adam, eliyle iki defa kılıç sallar gibi yaptı ve  yüksek sesle “ KESERİM, KESERİM “ diye bağırdı.

Ben hemen “bey amca, şeriat, sadece elini kesiyordu, sen adamın kafasını kestin, canını çıkardın, öldürdün adamı” dedim ve dik dik adamın yüzüne baktım. Gözler benimle  bizim ahkâmcı arasında birkaç kez gidip geldi. Bizim ahkâmcı, ayağa kalktı, fötr şapkasını düzeltti, hafifçe önüne eğdi ve kalabalığı yararak kendini dikizleyen gözlere aldırmadan odadan çıkıp gitti.

                                                                                Osman ALTAŞ

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir