İkindi vakti

 

              Sonbaharın el sallayarak yerini kışa terk ettiği, yönünü kışa döndüğü ve soğukların tamamıyla kendini hissettirdiği bir ikindi vakti. Güneş solgun yüzünü utanmış gelinin kızarması gibi kızartarak bazen bir bulutun arkasından el sallayarak vedalaşıyordu bir ikindi vakti. Gün bitti diyordu güneş bir ikindi vakti. Sobalar bir kibrit çöpü ile tutuşup odun çıtırtısı ile sessizliği bozuyordu bir ikindi vakti.

             İkindi vaktinde aklım başıma gelmişti. Daha yeni kavrıyorum durumu diyordum kendimce. Ne olmuştu da etkilemişti beni batmaya yönünü dönen bu ikindi güneşi. Dün gece saat üç sularında evin telefonu çalmıştı. Kim aramıştı gecenin bu kuytu vaktinde? Neden aramıştı gecenin bile üşüyüp üstüne yorganını örtüp uykuya vardığı rüya gördüğü bu zamanda?

             Kimin aradığını hatırlamamam normal geliyor şimdi bana. Gecenin bir dününde arayan müjdeli haber verecek “Sana bir muştum var muştuluğumu isterim!” diyecek hali yok ya. Acı bir haber geleceği belli neredeyse. Yüreğim atışının arttığından belli değil mi zaten. Babam arardı böyle zamanlarda genellikle “Oğlum iyi misin kendini toparla amcanı veya dayını kaybettik başımız sağ olsun!” diyerek acı haberi verirdi bana. Telefona alo dememle sesin babamdan değil de başkasından geldiğini anlayınca uykum hiç olmadığı kadar açıldı. Ses şöyle diyordu: “Baban ağır hasta biz köye gidiyoruz acil sende gel.” Bu söz kadar ağır bu söz kadar beklemedik bu söz kadar insanı ezen bir söz daha var mı acaba? Uyku açıldı açılmasına ama ya zihin açıldı mı gerektiği kadar, olayı kavradı mı uykulu gözler.

               Yola çıkışımız, kimseye haber vermeden çoluk çocuk hemen hazırlanışımız acaba yollar nasıl diye düşünmeden hazırlık yapmadan. Yolda yaratana hep dua hep dua. Tüm dualar inşallah düşündüğüm gibi değildir. İnşallah iyidir şeklinde ama ama ama… Gecenin karanlığında yollar tükenmek bilmiyor. Başka zaman altı yüz kilometre çabucak biterken bu gün bitmiyor. Bir tersli var belli yollar olmadığı kadar kalabalık bu gece ayazında. Yolda hep yol vermek bilmeyen kömür kamyonları var. Toroslara varmadan gün ışımaya başladı yavaş yavaş. Toroslar kamyonlardan da beter yol vermiyor yüksek tepeler sert keskin virajlar. Hele rakımın iki bin metreye yaklaştığı yerlerde yollar yağan kar sebebi ile kürs atmış kar bir yerler yığılmış geçmez çok çok zor. Ah birde uçurum kenarlarında buzlanma olmasa. Geliyorum baba bekle yollar aman verir vermez geliyorum. Köye girişim kuşluk vaktini saat onu buluyor. Evimizin yanındaki caminin önü çok kalabalık. Öğlen namazına çok var neden bu kadar erken toplandılar diye düşünüyorum. Arabadan inmemle etrafıma doluşanların gözlerine bakıyorum sır veren yok. Ne hoş geldin diyen var ne bir şey. Sanki hepsi bir kabahat işlemişlerde özür diler gibi başları önlerinde. Hızla eve giriyorum herkes oturma odasında mutfakta sessizce oturuyor. Ama görünürde babam yok. Anamın beni görmesi ile boynuma sarılıp “Başımız sağ olsun oğlum babanı kaybettik.” demesi bu zamana kadar sakladığım acıyı kendimden uzak tutma ölümü yakıştırmama düşüncesi yerle bir oluyor. Ama nedense gözümden yaş akmıyor inanmıyorum inanamıyorum öldüğüne. Görmem gerekir düşüncesi ile nerde şimdi diye soruyorum salonda diyorlar.

              Salon evin salonu değil buz hane sanki o kadar soğuk ki. Babamı yere halının üstüne yatırmışlar üstüne boylu boyuna bir çarşaf örtmüşler. Çarşafı kaldırıp ellerini tutuyorum beni okşayan beni seven beni besleyen eller buz gibi. Sanki babama değil de bir başka bir şeye dokunuyorum. Yüzü insana gülen ve güldüren yüzünde gam keder yok sevgiliye ulaşmış bir aşığın mutlu yorgunluğu var sanki.

              Ahh baba seni bu kadar biz yorduk. Seni hayata bu kadar erken biz küstürdük. Seni yalnız bırakıp köyde şehre biz gittik. Hastayken yanında değildik son nefesinde de değildik. Baba biz hayırsız evlatlarının affet. O gün ağlayamamıştım ama şimdi bu satırları yazarken ağlıyorum baba. Sen öldüğün zaman otuz altı yaşında bir çocuktum. Sana güvenen sana sığınan bir çocuk. Babalığın ne olduğunu baba olduğum gün anladım sanırdım ama yanılmışım seni kaybettiğimi fark ettiğim gün baba oldum.

              Kendim şu anda ikindi vakti yaşındayım. İkindi vaktine varınca, akşama hızla koşar adım yaklaşınca anladım baba seni. Gün şimdi ikindi vakti gölgeler uzadı baba ama günün ufku kucaklamasına az kalmışken anladım baba olmayı. Evlat için yapılan fedakârlığı bu gün anladım. Hakkını helal et baba, hakkını helal et biz hayırsız evlatlarına.

Bu yazı Hasbihal Hikaye kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

İkindi vakti için 2 cevap

  1. Hasbihalim der ki:

    Keşke hepimiz hangi vakitte olduğumuzun farkında olsak.

  2. yellowgold der ki:

    İkindi vakti bana hüznü hatırlatır her zaman,içimiz ikindi vakti olsada yüzümüz her zaman sabah güneşi olması lazım,evlatlar bizleri öyle törpülüyorki yazını kışa seher vaktini ikindiye çeviriveriyorlar seni hiç düşünmeden .Hayat törpüsü bu olsa gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir