Piknik Yolu

Gönülsüzce binmişti arabaya. Tüm arkadaşlar kararlaştırmış beraberce pikniğe gideceklerdi o gün. Program yapılmış gidecek aracı olmayanlar arabası olanlar arasında paylaştırılmıştı. Birisi:

 “Hocam biz sizin araba ile gitmek istiyoruz. Eşim hamile o nedenle biraz gecikebiliriz. Okula gelince beraber gidelim. Eğer bizi beklersen hem karım hem ben seviniriz.”

“Önemli değil elbette alırız. Ben saat ona kadar okulda olacağım. Siz o zamana kadar gelirseniz götürürüm.”

Sabah kararlaştırıldığı gibi saat ona kadar bekledikten sonra eşim rahatsız biz gelemeyeceğiz diye telefon gelince okulda kalanlara haydin bizde çıkalım deyip harekete geçmişlerdi. Ahmet Bey:

“Üç kişiyiz üç arabayla gitmeyelim. Haydi, gelin benim arabayla gidelim.” Bu söz üzerine gönülsüzce de olsa arabaya binmişlerdi. Ön sağ taraf boş olmasına rağmen her ikisi de arabanın arkasına binmişlerdi. Yolda sohbet ederek giderken henüz beş dakika dolmadan ana caddeye çıkılan bir yerde trafik ışıkları kırmızı yanmasına rağmen Ahmet Bey hızını azaltmamıştı. Fatih Gözlerini ışıktan ayırmadan telaşla:

 “Ahmet Bey kırmızı yanıyor.” Ahmet Bey duymuyor mu umursamıyor mu belli değil. Arabanın arka sağ tarafında oturan Sedat Bey heyecanla:

“Ahmet Bey kırmızı yanıyor!” Ahmet Bey dalmış gidiyor. Kavşağa beş metre kaldı. Hız kesen, frene basan yok. Fatih dayanamayıp:

“Ahmet Bey frene bas kırmızı yanıyor, kamyon geliyor!” Ama duyan kim? Kırmızıda geçip kamyonun arka tekerinin hemen önündeki mazot deposuna çarptılar. Fatih çarpışmanın stresi ile bön bön etrafına bakmakta. Araba da ölen, yaralanan var mı diye önce ön tarafa bakınca hava yastığının patladığı ve Ahmet Beyin “Ne oldu bize?” dediğini duyunca yan tarafına bakınca Sedat Beyin iki koltuğun arasından çıkmakta olduğunu görür. Biraz kendine gelince bulundukları otomobilin çarpışmanın şiddeti ile savrularak geldikleri yöne doğru döndüğü kamyonun ise bölünmüş yolun ortasındaki bir direğe çarparak iki yol arasında olduğunu fark etti. Yerinden kalkıp arkadaşlarına yardım etmek için doğrulmaya çalışınca sağ elini kaldıramadığını fark etti. Güya arkadaşlarına yardıma gidecekken arkadaşları araçtan ondan önce inmişler ve kendisine yardıma gelmişlerdi. Sedat Bey kapısı açıp koluna girip araçtan çıkaracağında fark etmişlerdi. Sağ kolundan kanlar akıyordu. Fatih ‘ Ne olacak kandan hiçbir şey’ olmaz diye düşünürken kolundan ne kadar kan aktığının farkında bile değildi.

Az sonra etrafta polis arabası ile ambulans sirenleri birbirine karışmıştı. Kim haber verip kim çağırdı ise o zamana kadar bölünmüş yolun ortasında bir ağaca yaslanmış ve bağdaş kurup çimlere oturan Fatih etrafında olup biteni anlamaya çalışıyordu. Gelen ambulanstaki görevliler önce kamyon şoförüne bakmışlar onu sedye ile ambulansa taşıdıktan sonra Fatih’e bakmışlardı. Sağlık ekibi gelip ilk müdahaleyi yapana kadar kolunun ağrısını pek fark etmeyen Fatih sağlık ekibi kolunu kaldırıp sabitlemeye çalışınca omuz ile dirsek arasından kemiğin dışarıya çıktığını ve kolun dönük olduğunu fark etti. Naylon poşet benzeri bir şeyi koluna sarıp hava verdi sağlık ekibi. Naylon torba şişmeye ve şiştikçe kola basınç yapınca ağrı daha hissedilir hale geldi. Zaten ağrı eşiği düşük olan diğer bir deyimle canı tatlı olan Fatih durumun ciddiyetini ilk o zaman fark etti. ‘Yine de bir kırık değil mi hemen sararlar. Alçıya alınca da bende diğerlerinin yanına pikniğe giderim.’ diye düşünüyordu. O nedenle “Pikniktekilere haber vermeyin, öğleye orada olurum.” diye tembihlemişti Sedat Bey’e. ‘Hastaneye varırız ne desen doktorlar işinin uzmanı hemen sarar gönderirler. İşin erbabı için şu kadar kırıktan ne olacak. Koca koca doktorlar buna benzer kaç kırık çıkıkla uğraştı kaç kişiye derman oldu Allah bilir.’

Ambulanstaki diğer yaralı kafasını kaldırmadan yattığı yerden kazanın nasıl olduğunu anlamaya çalışıyordu. Dayanamayıp Fatih’e sordu:

“Arkadaş nasıl oldu da kaza yaptık. Biz yeşil ışıkta geçtik. Siz kırmızı yandığını görmediniz mi?”

“Kırmızı yandığını gördük, görmekle kalmadık arabayı süren şoförü uyardık ama bizi dinlemedi. Ya da duymadı. Sürmeye devam etti.”

Adam alacağı cevabı alınca sessizleşmişti. Ama Fatih Allah korusun ya mazot tankına değil de tekerin hemen önüne vursaydık şimdi hiç birimiz yaşamıyorduk diye düşünüyordu. O anda bir şey daha dikkatini çekti. Göz göre göre kaza yapmaya gittiklerini bilmelerine rağmen neler yaptıklarını gözünün önüne getirdi. Çarpışmanın şiddeti ile kalbim zarar görebilir düşüncesi ile sağ elini kalbinin önüne getirdiğini fakat eğilip kendini daha fazla korumaya çalışmadığını hatırladı. Ve daha da üzücü olan bir kelimeyi şehadet getirmek bile aklına gelmemişti. Aklına “ Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!” Hadisi Şerifi geldi. Demek ki Allah her zaman kendisini hatırlamayana ölüm anında kendisini hatırlatmayacak. Bu düşüncelerle kâh oflaya puflaya kâh acaba düşüncesi içinde acil kapısına ambulans varınca bir taraftan gazeteciler yaralıların resimlerini çekmekte diğer taraftan hasta bakıcılar acilin kapısına yanaşan yaralıları almak için sedye ile beklemekte. Allah devlete zeval vermesin. Böyle bir hizmetin olması bile ne kadar büyük olaymış ta farkında değilmişiz.

“Çekilin acil yaralılar var çekilin!” sesleri arasında acilin müdahale odasına alındık. Boynuna boyun korsesi takılan adamdan çok Fatih’in başına toplanmıştı doktor hasta bakıcı hemşire. Hemşireler kanı temizlemeye çalışırken bir taraftan kanama devam ettiği için bir ağrı kesici iğne yapıldı uzman doktor gelene kadar. O kargaşanın içinde kaza yerinden Sedat Beyin gelerek acil odasında doktorlarla konuşup bilgi aldığını gördü. Piknikteki bazı arkadaşların kazayı duyarak hastaneye geldiklerini gördü yaralı yattığı yerden. Bir hışımla uzman doktor gelip kolun durumuna şöyle bir baktıktan sonra kendi aralarında bir şeyler konuştuktan sonra “Acil bir filmini istiyorum.” Dedikten sonra bir hasta bakıcı tarafından röntgen odasına gidip filmler çekildi. Röntgenden döndükten sonra kolda kanamayı durdurmak için sardılar ve kırığı sabitlediler. Bu arada kaza yapalı bir saati geçmişti. Doktor film, görüp şöyle bir baktıktan sonra:

“Bu kolda parçalı kırık var burada bir şey yapamayız. Acilen Tıpa gitmesi gerekir. Tıpa sevkini yapalım.” Dedi odadan çıkıp gitti.

Fatih tekrar sedyeye konup Tıp fakültesine giderken içinden ‘Hah şöyle orada poflar var bu işi onlar halleder. Zaten bu doktorları da yetiştiren onlar değil mi?’ Tıp Fakültesinin acilinde de aynı işlemler yapıldıktan sonra ve bu işlemlerde bir buçuk iki saat sürdükten sonra acil doktoru:

“Parçalı kırık var cam kırığı denilen cinsten acil ameliyat gerekir.” Fatih acılar içinde yattığı yerden:

“Doktor bey görüyorsun kanamam var. Acil ameliyat diyorsanız önce yatış yapmanız gerekir.”

“Beyefendi biz neyi yapacağımızı sizden daha iyi biliriz. Ama hastaneye yatıramayız çünkü boş yatağımız yok. Piknik yerinden arkadaşlar gelmişler hastanenin acilinde doktorun söyleyeceğini beklemekteler. Çıkan söz Fatih kadar diğerlerini de şok eder herkes bir tanıdığı aracılığı ile hastaneye yatırıp ameliyatı yaptırma peşinde. Kimisi İzmir’deki halasını arayıp tıptaki uzman tanıdığını sorup yardımın istemekte. Kimisi de Sağlık Müdürlüğünü aramakta ama fayda yok. Arkadaşlardan birisi Vakıf Hastanesinde bu ameliyatlar başarı ile yapılmakta haydin oraya gidelim diye konuşmakta. Koldaki kanama devam etmesine rağmen yatış yapılmayan hasta alınarak Vakıf Hastanesine gidilir. Elde filmler doktorun gelmesi beklenir bir yarım saat. Hasta mı onun acıları giderek artmakta ve kanamsı devam etmekte. Doktor gelip filmi inceledikten sonra:

“Arkadaşlar kusura bakmayın bu kırık ciddi bir kırık dolayısı ile bunu ameliyat edemem. Çünkü çok riskli parçalı kırık çok zor bir operasyon gerektirir. Siz tekrar Tıpa gidin başka çare yok.” Diyerek hastayı ve yakınlarını kibarca kapı dışarı eder.

Oradan başka bir özel hastane ama sonuç yine aynı. Bu arada akşam saat altı oldu. Kaza üzerinden yedi buçuk saat geçti. Herkes ne yapacağını ne diyeceğini şaşırmış durumda. Mustafa Bey:

“Arkadaşlar ben bir profesör biliyorum bu işin en iyisi özel muayenesi biraz pahalıdır ama başka çare kalmadı birde ona gidelim.”

On onbeş kişi hep beraber oraya kol her sallandığında acı artarak devam etmekte ve kanama devam etmekte. Saat altı buçuk gibi muayenehanede filmlere baktıktan ve olayın hikâyesini dinledikten sonra:

“Ben bu ameliyatı yaparım. İki milyar lira paranızı alırım. Ama kolun iyileşeceğine garanti veremem. Elini saçına götürmen, kaşığa ağzına götürmen mucize olur. Bunu bilin bu ameliyat çok zor.”

“Doktor bey iyide Tıp Fakültesinde boş yatak yokmuş nasıl olacak bu yatış?”

“Ameliyatı Tıpta yapmayacağım burada bir göz hastanesi var orada yapacağım.”

“Sayın hocam iyide bende kalp problemi de var bir terslik anında göz hastanesinde nasıl müdahale edilecek?”

“Hiçbir şey olmaz korkmayın iki milyarı getirin yarın ameliyatınız yapalım.”

Bu sözler karşısında herkeste bir şaşkınlık ve kazadan ancak saat beşte haberi olan Fatih’nin eşinde bir panik ve üzüntü. Saat akşam yedi oldu herkeste bir çaresizlik en iyisi yarın Ankara’ya gidip birde orada çare arayalım diye düşünülüyor. Eve gitmekten başka çare yok evden Antalya Tıp Fakültesindeki kardeşini arayan Fatih orada bu operasyonların başarı ile yapıldığını öğrenince ertesi gün sevk alarak Antalya Akdeniz Tıp Fakültesine gitmeye karar verir. Yatak bakmasın diye kolun altına muşamba koyarak uzanır yatağa Fatih. Çünkü kanama hala devam etmektedir.

Gece saat onu yirmi geçe Fatih’in cep telefonu çalar. Artık gözleri kararan Fatih arayanın kim olduğunu bile göremeden cevap verir.

“Alo”

“Hocam geçmiş olsun kaza yapmışsın Ankara’da bakanlıkta toplantıda idim. Eşim haber verdi geçmiş olsun. Ne oldu şimdi neredesin?”

“Sağ ol hocam, hiçbir hastane kabul etmediği için şu an evdeyim yarın Antalya’ya gidip orada ameliyat olacağım.”

“Olmaz öyle şey. Sen şu anda sakın evden ayrılma az sonra ambulans gelip evden seni alacak. Hastaneye götürecek hastanede bir uzman doktor seni bekliyor olacak. Tekrar geçmiş olsun ben gelince daha detaylı görüşürüz.”

Telefon kapanır kapanmaz yeniden çalmaya başlar. Telefondaki ses tanıdık değildir. Arayan kısaca kendini tanıttıktan sonra eğer ev adresini verirse az sonra ambulansın gelip kendilerini alacağı ve hastaneye götüreceğini açıklar. Kaza üzerinden tam oniki saat geçmiştir. Fatih’in yattığı yatak çarşafı kıpkırmızıdır kandan dolayı. Ambulans gelir gelmez sabahleyin biz bu ameliyatı yapamayız diyen hastaneye yol alınır. Hastanenin acil bölümünde uzman doktor beklemektedir. Ama sabahki doktor değil. Hemen yaraların üzerindeki sargıyı açıp kırığın durumunu gördükten sonra acil yatışla beraber kaybedilen kanın durumunu fark edip iki ünite kan verilmesi talimatı ile beraber yatacağı bölüme kadar Fatih’e refakat eder. Doktorun ilgisi beklenenin çok üzerindedir.

Sonuçta on bir saat sonrada olsa hastaneye yatış gerçekleşir. Fakat gün boyu açık kalan kanamalı kol mikrop kaptığı için basit diye düşünülen ameliyat ancak beş gün sonra yapılabilir. Dayın yoksa hastaneye bile yatamıyorsun.

Bu yazı Hasbihal Hikaye kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Piknik Yolu için 1 cevap

  1. Hasbihalim der ki:

    Harika bir hikaye tebrikler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir