Zaman Tüneli Aşağıköy Köprüsü

Hayat bazen bir akarsu gibidir akar gider. Hayata bazen bir köprüdür insana öncesini sonrasına taşıyan. Bir köprüdür hayat yıpranmış yıkılmaya yüz tutmuş. Bir köprüdür hayat sevgiye sevdaya yol olan. Bir köprüdür hayat bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa, olgunluktan yaşlılığa ve yaşlılıktan ölüme. Bir köprüdür hayat onu anlayana…

Aşağı köy (Kaleboğazı köprüsü)

Nice genç kızların umutla, nice gelinlerin karnında, sırtında yükle geçtiği köprüler, hayatı anlatır anlayana. Dün bir başkası geçti bu köprüden. Şimdide sen geçiyorsun. Yarında başkası geçecek bu yaşlı köprüden. Ne hiç biriniz dönüp baktınız, nede hiç biriniz bir önceki geçeni düşündünüz bu köprüde.

Sırtımızdan çalı kucağımızdan yeni doğmuş oğlakla geçtiğimiz hayatımızın izlerini taşıyan Aşağıköy köprüsü. Köprü değil sanki zaman tüneli bakmasını bilene. Haydi geçmişe mi gitmek istiyorsun. Çobanlığını çocukluğunu mu hatırladın sırtına çalımı battı, ayağın taştan mı kaydı. Hepsi burada ve karşında bu zaman tüneli seni bekliyor…

Önümüzde ikiyüz üç yüz davarla kayanın sırtında günün geçirdikten, sabahtan akşama kışın ayazını yedikten sonra sis içinde bulabildiğimiz sürüyle beraber geçerdik bu köprüden. Köyde bir metrenin üzerinde kar varken kayanın yönü güneye baktığı için kar tutmaz ve olmayan otları yemesi için götürürdük karşıya. Keçiler dikenli andız, dikenli piynarı yemeye çalışırdı gün boyu kayanın sırtında. İkindi ezanı vakti arkadaşlarımız kızakları ile kayarken biz davardan dönerdik bu köprüden. Davarı (sürüyü) sayabileceğimiz tek nokta olan bu köprü hayatımızdı bir zamanlar.

Kışın ekmek yapacak odununuz azaldı mı hiç? Hiç üç beş arkadaş bir tahra veya bir keserle kuru dalları kuru çalıları kesmeye gittiniz mi? Hiç odun eylediniz mi? Evet bu köprüden geçerek çalı eylemeye gittik. Akşama sobada veya sabah ekmek yaparken sacın altına atılacak  sırtımızda çalı ile geçtik bu köprüden.

İlk okul beşinci sınıfta tüm okul pikniğe gitmiş ve bu köprüden geçerek yıl mı ben diyeyim milattan önce sen de sonrası. Okulun bayrağı elimizde azık torbamız sırtımızda geçmiştik karşıya ve kim zamanından kalma olduğunu bilmediğimiz kayanın yamacındaki kaleye tırmanmıştık köprüden geçerek. Elbet sonrasında öğrendik bir şeyler yalan yanlış kale hakkında ama o yaşta kimin umurunda kalenin kimden kaldığı vede ne amaçla yapıldığı. Bizim için kaleye çıkmak ve arkadaşlarla beraber olmak hepsinden önemli. Zaten köydeyiz her günümüz her anımız tabiatla içiçe her anımız piknik.

Ot emri verilip kaleboğazında ot biçmeye sabah erkenden giderken geçerdik bu köprüden yayan olarak. Köyde bidiğimiz katırdan inerdik köprüye gelmeden önce. Katır korkardı köprüden. Karşıya hiç geçiremedik onu köprüden. Hep köprünün üstünde kurulu olduğu Göksu ırmağının bir kolunun geçtiği çayın en sığ yerinden geçerdi. Kale boğazına güneş geç doğar köye göre hemde çok geç. Yazın en uzun zamanlarında dahi güneş ancak saat dokuz gibi vururdu buralara. O saate kadar ot biçmek kolay. Sonrasında öğlen sıcağında kayaların gölgesi sığınaımız olurdu. Otu sırtımızda geçirirdik köprüden karşıya.

Şimdi o köprü nerede? Ve neden bu halde? Bu kadar kolay mı geçmişi unutmak? Bu kadar kolay mı her şeyi silip atmak? Dedik ya bu bir köprü değil bir zaman tüneli…

Bu yazı Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Zaman Tüneli Aşağıköy Köprüsü için 1 cevap

  1. Nureddin der ki:

    Hatıra değeri bir kenara tarihi değeri olan bu eserler yıkılmaktan korunmalı ve aslına uygun olarak restore edilmeli. Bu hem tarihe bir saygı hemde bir kültür hizmeti…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir