DEDE ÇAMURU

   dede çamuru ile ilgili görsel sonucu

         İlkbaharın en güzel dönemi idi. Tüm tabiat çiçek denilen rengarenk elbisesini giyinmiş sanki bir düğüne hazırlanıyordu. Kışın bembeyazlığından ve soğuğundan sonra havalar ısınmış havaların ısınması ile bütün bitkiler başkaldırmış, tomurcuk vermiş ve çiçek açmışlardı. İlkbaharın gelmesi ile okuldan çıkıp doğruca mezarlığın karşında yer alan derenin karşısındaki tarladan taze dal kesmeye görevlendirmişti annesi.

    Eline ipini ve tahrasını alarak verilen görevi yapmak için yola koyulmuştu. Köyde bütün işler ortaklaşa yapıldığı için hiçbir çocuğun verilen göreve itiraz etme ve yapmama gibi bir şansı yoktu. Beş yaşından itibaren tüm herkese mutlaka bir iş vardı köy hayatında.

    Oldum olası hayvanları hele de oğlakları çok severdi. Köy hayatında hayvanları sevmeme gibi bir şansın yoktu. Onlarla aynı oda da yattıkları olurdu. Oğlaklar yeni doğduğu iki hafta üşümesinler diye bütün ailenin yattığı odaya getirilir En alta bir naylon serilir Üstüne eskimiş çul veya kilim eskileri konulur sonra büyükçe bir sele kapatılırdı hazırlanan serginin üstüne. Oğlaklar üşümesin diye bu kapalı selenin altına konduktan sonra üstü iyice kapatılırdı yine çul veya harar eskileri ile. İşte tüm çocukluğu bu ortamda geçen hangi çocuk hayvanları sevmez, adeta onlar ailenin bir ferdi gibi görülürken. Oğlaklar biraz büyüyüp ahırdan salındıklarında yaptıkları oyunların seyrine doyum olmazdı.

      Akşama oğlaklara verilecek dımışgı (taze açmış yapraklı dal) denilen taze yapraklanmış ağaçlardan ve çalılardan kesmeye gitmek zor gelmezdi. Zaten hangi insana zor gelmiştir ki sevdiği bir işi yapmak. Her işin temelinde sevgi varsa mutlaka başarı da vardır. Okuldan saat ikide çıkmış önlüğünü çıkarır çıkarmaz ipi tahrayı alıp yola çıkmıştı bu nedenle çünkü oğlakları seviyordu.

Köyün dışına doğru çıkmak üzereyken arkalarından yabancı birileri gelip; “Oğlum mezarlık bu tarafta mı?” demeleri ile arkaya dönmüş kırklı yaşlarda avurtları iyice içine çökmüş ince zayıf bir adam ve yanında aynı yaşlarda kederli gözlerle bakan bir kadın vardı. Kadının üstünde allı morlu her rengin bulunduğu bir fistan ile sırtında kalınca bir delme (yelek) başında da bir poşu vardı. Kadın arkasına iyice zayıf yüzü bomboz olmuş neredeyse yüzü pul pul olmuş bir çocuk vardı.

   “Evet, emmi mezarlık bu tarafta bende o tarafa gideceğim, ben size gösteriyim.”

  “Sağ ol oğlum. Bizim çocuk hasta hocaya okuttuk fayda etmedi. Sizin mezarlıkta bir çamur varmış deride ki hastalığa iyi geliyor diye duyduk. Bir de burayı deneyelim dedik.” Sonra kimse ağzını açmadan mezarlığa kadar beraber gittiler.

    Mezarlığın tam ortasında mezarların arasından hatta bazılarının tam üstünden bir pınar gözü gibi çamur kaynıyordu. Çamur yerden çıktıkça yanardağ ağzındaki krater gibi bir yükselti oluşmuştu. Kadın sırtından çocuğu indirmiş ve soymuştu çocuğun derisi adeta güneş yanığı gibi idi. Yörede buna temreğe denirdi. Temreğe olan herkes gelir buradan ritüellere uyarak hasta bölgesine çamur sürerdi. Kadın hemen çamura parmağını daldıracağı sırada çocuk bilgiç bilgiç hemen atıldı.

   “O çamur hemen öyle sürülmez.” Kadın kaşlarını kaldırarak sertçe bir bakış atmıştı.

   “Yaa! Nasıl olacakmış bakalım.”

   “Önce şurada ki dedeye dua edeceksin. Sonra şu ileride ki taşın altına arılık koyacaksın. Sonra da buraya gelip çamura parmağını daldırmadan önce,

    Atım eşkin

    Kılıcım keskin

    Ben dedemi severim

    Dedem beni sever Huuuu dedem huuuu” diyeceksin.

   Çamur daha iyi aksın, işte çıkan o yeni çamuru süreceksin. Sanki biliyormuş gibi iyice tarif etmişti çocuk aklıyla. Adam denilenleri yaptı. Yerden en çok çamurun çıktığı yere çıkınca karısına dönüp ikimiz birden diyelim dedi.

    Atım eşkin

    Kılıcım keskin

    Ben dedemi severim

    Dedem beni sever Huuuu dedem huuuu”

    İkisin birden ağırlığından mıdır yoksa söylenen sözlerden midir bilinmez ama çamur yerden daha fazla olarak çıkmaya başlayınca kadının yüzü yumuşadı “Çocuk haklıymış.” dedi. Çamuru sürdüler. Adam oğlum buda sana harçlık olsun diye bir on kuruş verip, “Haydi kal sağlıcakla” diyerek yüzlerinde biraz umut, biraz şüphe içince mezarlıktan ayrıldılar.

    Cepte artık kocaman bir on kuruşun var haydi artık sevdiğin oğlaklara dımışgı kesme vakti. Akşam erken olur eve geç kalıp kimseyi merakta koyma.

Bu yazı Hasbihal Hikaye kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir