Adına Layık Ol

Adına Layık Ol
Genç öğretmen öğrencilerine yalan söylelememek gerektiğini, her zaman her ortamda doğru söylemekten zarar gelmeyeceğini örneklerle anlatıyordu. Yeri geliyor hadisten Kurandan örneklerle yalanın ne büyük bir bela olduğunu anlatıyordu. Minik öğrencilerden birisi parmak kaldırarak ayağa kalktı:
“Öğretmenim siz hiç yalan söylediniz mi?” öğretmen ne cevap vereceğini düşünürken kendi öğrenciliği aklına geldi.
“Evet bende yalan söyledim. Dördüncü sınıfta okuyordum. Okuduğum okula yeni atanan öğretmen bizim sorumluluk almamız ve aldığımız sorumluluğu yerine getirmemiz için çabalar, seviyemize uygun ödevler verirdi. Bütün öğrencilerin ödevini mutlaka kontrol eder, imzalar, hatalarımız varsa düzeltirdi. Öğretmenimizin yeni geldiği zamanlarda ben ödevimi yapmamış, dolayısı ile ödevimi göstermemiştim.
“Senin ödevin nerede?” diyen öğretmenime,
“Defterimi evde unuttum öğretmenim” demiştim. Öğretmenim;
“Madem defterini evde unuttun haydi git al gel” deyince sınıftan çıkmıştım. Ama korkudan ne yapacağımı bilmeden eve gitmiştim. Annem niye geldiğimi merak etti bende anlattım. Az sonra annemide yanıma alarak okula geri gitmiştim ama elimde defter olmadan. Öğretmenim gülerek beni sınıfa aldı ben dayak yiyeceğim diye korkarken hiçbir şey demeden yerime oturtmuştu. Az sonra bana senin adın ne idi söyle bakalım dedi. Ben biraz da adımla övünerek:
“Öğretmenim adım Necip Fazıl.” Dedim, öğretmenim yanıma yaklaşarak bana şöyle dedi:
“Necip Fazıl öncelikle senin Necip Fazıl’ı tanıman gerekiyor. Necip Fazıl’ın kim olduğunu bilseydin böyle yapmazdın. Adına layık olman gerekir, senin adında birisine yalan yakışmaz.” O günden sonra bir daha yalan söylemedim. Sizlerin adıda Ali, Ahmet, Samet, Kerim,Ayşe, Fatma, Elif, Meryem bu isimlere layık olun yalan söylemeyin
Genel, Hasbihal Eğitim kategorisine gönderildi | 2 Yorum

Türk sinemasından seçme sözler…

  • Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da.
  • Anneciğim, ben bu amcayı çok sevdim. Ona baba diyebilir miyim?
  • Bana annemi tekrar anlatır misin babacığım?
  • Senin annen bir melekti yavrum.
  • Neden ağlıyorsun Anneciğim?
  • Hayır yavrum ağlamıyorum. Gözüme toz kaçtı.
  • Benim de senin yaslarında bir oğlum vardı evladım.
  • Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mi hala.
  • Annen sen doğarken oldu yavrum.
  • N’olur gerçeği söyleyin doktor yasayacak miyim?
  • O kızla evlenirsen, seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim.
  • Nadir Necla, n’olamaz.
  • Hayır siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum.
  • Tanrım, bu resim… Bu resim.
  • Ben fakir bir gencim, sen ise zengin bir fabrikatörün kızısın.
  • Biz ayrı dünyaların insaniyiz.
  • Aman Tanrım, göremiyorum… göremiyorum.. Kor oldum.
  • Görüyorum… Görüyorum..
  • Evlenince pembe panjurlu bir evimiz olacak.
  • Aman Allahim, ne kadar mesudum.
  • Hayır.. Durun.. Kemal suçsuzdur.. Aradığınız suçlu benim.
  • Bizim bu dünyada yasamaya hakkimiz yok mu be hakim bey ABDcim. Ha?
  • Bu ses.. Bu ses.. Olamaz, git.. Git buradan..
Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Göktepe de geçmişte evlilik-4

Kına: Erkekler gittikten sonra kadınlar kına yakarlar. Gelenekler gereğince gelin kına için elini açmaz elini açtırmak için kayın valide para veya çeyrek altın vererek elini açmasını sağlar. Kına düğüne katılanların tamamına yakılır.

Eğlence: Pazar günü oğlan evinde öğlen vaktinde tüm köylüye ve davetlilere yemek ikram edilir. Öğle namazından sonra şenlik tekrar başlar. Bu şenlik ikindi namazından sonra gelin almaya gidinceye kadar devam eder. İkindi namazından sonra en önde bayrak ve köyün en iyi silah atıcılarının bulunduğu düğün alayı kız evine oynayarak eğlenerek giderler. Köyün en iyi silah kullanan insanlarından oluşan silahlı grup dolma silahlarına kuru sıkı doldurarak evlerin damlarına çıkarak gösteriler yaparak havaya silah atarlar. Bu olay kız evine varana kadar üç dört defa tekrarlanır. Bu olay bir tören havasında geçer ve başkalarının silah kullanması kesinlikle engellenir.

Gelin alma: Düğün alayı kız evine gelince orada yarım saat civarında eğlence düzenler. Gelin almaya evin içine kayın peder girer. İçeride kapı kilitleme gibi engelleri bahşişle açarak gelini alır. Gelin baba evinden kayınpederi ile beraber çıkar. Gelin arabasına veya ata binince baba evinden dualar eşliğinde uğurlanır. Kız tarafının akrabaları ve köyün küçükleri bahşiş almak için yola ip bayrak vb. gererler, bu engelleri zarfa konulan ufak bahşişler açar.

Damat evine gelen gelin arabadan inmez kayın peder veya kayın valide inmesi için geline tarla bağ bahçe bağışlar gelin kabul edip arabadan inince “Biz sana kurban kestik sende kocana kurban ol!” mantığı ile arabanın önünde kurban kesilir. Kurbandan sonra gelinin başından aşağıya eve bolluk getirsin diye bozuk para ve çerez serpilir.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Hasta ziyareti

Uzun yıllar yurt dışında evinin barkının  geçimini sağlamak için çalışmış, emekliliğe yaklaştığı yıllarda amansız bir hastalığa yakalanmış. Türkiyeye dönüş yaparak tedavisine ülkesinde devam etmek istemiş. Ankara’da tedavi olur fakat doktorlar “Evine götürün bizim yapacağımız fazla bir şey kalmadı.” deyince alıp köye getirilir. Köyde herkes geçmiş olsuna gelir iyi dileklerde bulunan moral verenler falan köyün havası ve doğup büyüdüğü evlenip evbark sahibi olduğu yere gelmek sağlığında biraz düzelmeye neden olur. Hasta yakınları mutludur bu durumdan. Köyde yaylaya bahçe oluşturması ile bilinen birisi ziyarete gelir. Hasta yerinden doğrulur:

“Süleyman iyi ki geldin bende seni çağırttıracaktım. Nasip olursa bahara benim Kaynarca’da ki tarlaya bir havuz yapalım. Orayı fidanlık yapalım tamam mı?”

“Emmi tamam yapmasına yaparız. Emme sen bahara çıkmazsın!”

Hastanın yakınları neye uğradığını şaşırır kimse bir şey diyemez hemen konu değişikliğine gidilir. Hastanın kız kardeşi:

“Süleyman dışarı bir gelsene çuvalı kaldırmamıza bir yardım et.” Süleyman kalkar daha odanın dışına çıkar çıkmaz.

“Süleyman defol bir daha seni gözüm görmesin. Madem geçmiş olsun demesini bilmiyorsun çeneni tutmasınıda mı bilmiyorsun? Defol bir daha gelme!”

Hasbihal Doğumdan Ölüme Göktepe kategorisine gönderildi | 2 Yorum

Bak Gör

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Bazen Göründüğü Gibi Değildir

Ailecek oturmuş akşam haberlerini izlerken bir trafik kazası haberi tüm ayrıntıları ile aktarılıyordu. Yolda babasında habersiz arabayı alıp gezmeye çıkan gençler otobüs bekleyen yolcuların olduğu durağa dalmış ve dört kişinin ölümüne sebep olmuşlar. Haberciler bu durumu tartışırken bilirkişi olarak çağrılan bir kişi kazayı yapanlar 18 yaşını doldurmadığı için pek ceza almayacağını hemen çıkabileceklerini söylüyordu. Evin kızı dayanamayıp birazda kızgın ve isyankâr bir tavırla:

-Şu haberlere bir bakın! Her yerde kan var, acı var, gözyaşı var. Banka soyanı mı ararsın. Otobüslere Molotof kokteyli atanı mı ararsın hepsi var. Allah niçin bunlara gereken cezayı vermiyor. Bunlar rahat rahat dolaşacaklar geride kalan acılı gözü yaşlı aileler perişan olacak. Allah’ın adaleti olsa bunlara cezayı hemen verir ki herkese ibret olur.

-Kızım böyle düşünme! Bu düşünceler seni yanlış şeylere sürükler. dedi annesi. Ama kızın dinleyecek hali yoktu hala burnundan soluyordu. Babası:

-Bak kızım geçmişte bende senin gibi düşünürdüm. 1970 li yıllardı. O zamanlar ülkenin her yeri gibi bizim yaşadığımız yerlerde çok karışıktı. Anarşi denen düzensizlik almış başını gidiyor. Herkes karşı fikirde ki insanı düşman gibi görüyordu. Küçücük köylerde kahveler hatta camiler ayrılıyor. Solcuların gittiği camiye sağcılar gitmiyor. Sağcıların gittiği mekânlara solcular gitmiyordu. Köyümüze yeni bir öğretmen atanmıştı. Hemen bunun karşı düşünceden olduğunu düşünen köyün gençlerinden bir kaçı öğretmeni takip ederler. Şimdiki gibi araba olmadığından başka bir köye yürüyerek giden öğretmene köprü üzerinde motosikletle çarpıp köprüden aşağıya düşmesine sebep olurlar. Ne kadar zaman sonra bilinmez oradan geçen başkaları yaralı öğretmeni görüp hastaneye götürürler. O öğretmen iyileşti mi öldü mü bilmem. Fakat köye bir daha dönmedi. Ama bildiğim bir şey varsa motorla çarpanlardan birisi bir motor kazasında öldü. Hem de birinin çarpması filan olmadan. Allah o olayı cezasız bırakmadı.

-Öbür çarpanlara ne oldu?

-Öbür çarpanlardan birisi başka bir olaya daha karıştı. Üniversitede okuyan başka köylü bir genç kendi köyüne giderken önünü keserler ve döverler. Yoldan geçenler olmasa belki de öldürecekler. Bu çocukta yaralı olarak hastaneye yatırılır. Fakat okulundan uzak kaldığı için başına gelenleri hazmedemediği için akli dengesini kaybeder. Belli bir süre sonra da intihar eder. Bu olaya karışan adamda onun ölüm yıl dönümünde akli dengesini kaybederek intihar eder. Kısacası hayat ibretler ve derslerle doludur almasını bilene. Ve Yüce Allah hiçbir olayı karşılıksız bırakmaz. Kötülüğü cezasız bırakmaz. Hele iyiliğine misliyle karşılık verir. Kaldı ki her olayın cezası bu dünyada verilseydi ahiretin önemi kavranmazdı. hiç bir olay göründüğü değildir. Arkasını bilmek gerekir.

 

Hasbihal Hikaye kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Buğulu Baba (Sofu Sultan)

sudalgaligul

Gerçek adı ve hayatı hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte halkımız arasında kuşaklardır aktarılan söylenceler vardır. Bu söylenceler birbirinden oldukça farklıdır. Yaklaşık 15 yıldır yapmış olduğum derlemeler… sonucunda adının Abdullah olduğu tespit edilmiştir. Bu Allah dostu aynı zamanda devrinin âlimlerinden birisidir ve çevrede Sofu Sultan diye bilinmektedir. Silifke sancağında yaşamaktadır.
Daha sonra Silifke mutasarrıfı ile ara çıkan problemden dolayı sıkıntılı bir hayat yaşamaktayken, bir gün askerin birisi “Geceleyin seni ortadan kaldıracaklar acil olarak buralardan ayrılman gerekir.” diye haber getirmesi üzerine gece vakti Silifke’den ayrılır. Ayrılırken kendisine haber getiren askere “Zaman gelecek bir hastalığa yakalanacak dermanı yine benden bulacak” der. Avşar Yörüklerinin beyine sığınır ve kendisini korumasını ister.
Avşar Beyi kendisini Fariske’ye gönderir ve güven altında yaşama teminatı verir. Köye geldiği zaman köy şimdiki yerinde değildir. Asmaarası, Hüsenyakası, Aşağıköy, Çataltaş ve Kale çevresindedir. Bu arada kendisi hayvancılık yaparak geçimini sağlamaktadır. Kendisi kış mevsiminde kale civarında (Bu günkü Mıhlıca mevkiinde) ilkbaharda Deliktaş ve bulunduğu yerde yazın ise Dede ardıç ve Dede Yanı denilen yerlerde ikamet etmekte, güvenli bir hayat sürmektedir.
Günler günleri kovalarken bir gün Silifke Mutasarrıfı temreğe denen bir cilt hastalığına yakalanır doktorlar bir türlü çare bulamazlar. Birçok sıkıntıdan sonra Sofu Sultanın Silifke’den kaçmasına yardımcı olan asker: “Efendim sizin dermanınızı galiba biliyorum” deyince, Mutasarrıf: “Söyle o zaman nedir bunun ilacı, çaresi” der. Asker: Efendim Sofu Sultan buradan ayrılırken “Zaman gelecek bir hastalığa yakalanacak dermanı yine benden bulacak” demişti” der.
Silifke Mutasarrıfı Sofu Sultan’ın her yerde aranıp bulunmasını emreder. Aramaya çıkanlar arasında Silifke’den ayrılmasına yardımcı olan askerde vardır. Uzun aramalar sonunda Şimdi türbesinin bulunduğu yerde hayvanları ile meşgulken karşıdan gelen askeri görür, tanır. Daha yanına gelmeden seslenir:
—Neden geldiğinizi biliyorum der. Elindeki asasını yere vurur vurmaz yerden çamur çıkmaya başlar.
—Alın bunu götürün yaralarına sürün hiçbir şeyi kalamayacak der. Gerçektende çamur derman olmuştur yaraya.
Bu olaydan sonra şanı ve İlmi kısa zamanda etrafa yayılınca şimdiki türbesinin yanına medrese yapılır ve burası bir merkez haline gelir. Yerden buğu halinde çamur çıktığı için halk arasında adı Buğulu Baba olarak anılmaya başlanmıştır. Bu ününden sonra yörenin en büyük pazarı burada kurulmaya başlanır. Sadece Günder Köyünden pazara 40 atlının geldiği söylenir pazara. Zamanla burada bir medrese yapılmış fakat bu gün medreseden hiçbir eser ve yıkıntı kalmamıştır.
Köylü arasında Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi dede olarak biline gelir. Dede denilen türbe yaklaşık bir metre yüksekliğinde taş duvar ile çevrili iken son zamanlarda mezarlıkta yapılan çevre düzenlemesi ile Buğulu Baba’nın üstü kapatılarak güzel bir türbe haline getirilmiştir. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar buraya gelerek cilt hastalıklarına dertlerine şifa bulmaktadır.
Bu Allah dostunun ismi iyice araştırılmadan son yıllarda Büğülü Baba olarak tescil ettirilmiştir. Adına Kültür Bakanlığınca da takvime alınan Göktepe Belediyesince organize edilen festivaller düzenlenmektedir. Hem türbenin yapımında hem de festival düzenleyerek Buğulu Baba’yı ölümsüz yapanlara teşekkür ederiz.

Hasbihal Hikaye kategorisine gönderildi | 1 Yorum

Üç Beş İyi Adam

Şehirlerarası yolda aracın içinde iki kişi oturmuş yolculuk ediyorlardı. Aracın teybinde arka arkaya uzun havalar çalmakta türküleri dinleyen kişiler sanki yola değil sonsuz ufka bakıyorlardı. Sabah güneşinin doğuş şöleninde ufka ve geleceğe umutla bakar. Sabah vakti ufkun kızarıklığında bu güne, yarına hatta daha ileri ki zamanlara ait beklentileri hayalleri sarıp sarmalayan umut saklıdır sanki. Araçta sadece teybin sesi vardı, belli bir süre sonra bu sessizliği sürücü koltuğunun yanında oturan kişi bozdu.

“Abi yola çıkalı bu yana ağzını bıçak açmıyor. Yoksa yeni bir göreve atanmış olduğun için mutlu değil misin?”
“İçimdeki sıkıntı yeni bir göreve atanmış olduğum için değil. Biliyorsun bu atandığım görev için ülke çapında yapılan sınavda dereceye girdiğimiz için bizi bir ay süren kursa aldılar. Kursun sonunda tekrar sınava tabi tutulduk bu sınavı da kazandık. Sonra tercihlerimizden birisine bizi atadılar. Kısacası göreve biz talip olduk ve atandık.”
“İyi de abi o zaman sıkıntın nedir?”

“Buna sıkıntı mı denir başka bir şey mi nedir bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa bu şehirde çok mutlu idim. Bu mutluluğu sağlamamda şehir insanının iyiliği benim çalıştığım iş yerini sevmem ve hepsinden önce biliyorsun üç tane çok yakın arkadaşım burada kaldılar. Ben başarılı olmuşsam dostlarımın desteği ve duaları ile olmuştum. Şimdi yeni atandığım görevde insanlar birbirinin ayağını kaydırmaya çalıştığı makam mevki hırsının doruk noktasında olduğu bir yer. Sıkıntı bu, dostların olmaması ve onların desteğinin olmamasıdır.”

“Abi sana bir hikâye anlatmak istiyorum, belki iyi gelecektir. Bu hikâyeyi ben de üniversitede bir abiden duymuştum.”
“Eee anlat bakalım meraklandım şimdi.”
“Evvel zaman içinde bir şehirde dört tane birbirinden iyi insan varmış. Bu insanlar kimin bir sıkıntısı olsa koşar nerde bir imdat sesi duyulsa orada biterlermiş. Şehirde tam anlamıyla huzur ve sükûnet mevcutmuş. Bu dört dost bir araya gelince birisi demiş ki:

“Dostlar size bir şey söylemek istiyorum. Bana kalırsa bu şehirde bizim görevimiz bitti. Hepimiz başka şehirlere dağılıp iyiliklerimizi oralara da götürelim oradaki insanları da eğitelim. Bize düşen görev budur. On yıl sonra tekrar burada buluşur gittiğimiz şehirlerde yaptığımız çalışmaları paylaşırız.”

Arkadaşları teklifi kabul etmişler hepsi de başka bir şehre gitmişler. Gittikleri şehirlere iyilik, doğruluk, dürüstlük, huzur ve mutluluk götürmüşler. Gerçekten de tam anlamıyla huzur şehri olmuş bulundukları yerler. On yıllık süre dolunca eskiden yaşadıkları şehre gitmek için yola çıkmış uzun bir yolculuktan sonra şehre yaklaşınca şehirden dumanlar yükseldiğini feryat figan koptuğunu görmüş. Şehirden hızla uzaklaşmaya çalışan bir adamı yakalayıp sormuş:

“Arkadaş telaşla nereye böyle? Bu şehirdeki hal nedir?”
“Beyim vaktin varken sende kaç, şehre giren boğazlanıyor vahşet aldı başını gidiyor. Ben canımı kurtarmak için kaçıyorum.”
“Ama bu şehir önceden böyle değildi. Huzurun mutluluğun hâkim olduğu bir şehirdi. Yok mu bu vahşeti önleyecek birisi?”
“Vardı beyim vardı, üç beş iyi adam vardı. O üç beş iyi adam burada birisini bırakmadan başka yerleri kurtarmaya gittiler şehir bu hale geldi.

İşte abi siz geldiğiniz şehirdeki üç beş iyi insanlardan birisi idiniz. Ayrılmak önce sana düştü. Bak sonra göreceksin diğer arkadaşların da zamanı gelince ayrılacaklar bu şehirden.

Hasbihalim

Hasbihal Hikaye kategorisine gönderildi | 1 Yorum

Bak gör

3boyut3yi4

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

21-GÖZYAŞI İZLERİ

Ya Rabbi, bu kulun, garip gedadır,

İlm-el yakin iman, Haşyetullah ver,

Her şey Allah’tandır, lûtf-u Hüda’dır,

Visalle taltif et, Sıbgatullah ver,

 

Ya Rabbi, aşkınla, coşar çağlarım,

Gönlümü Zatına, aşkla bağlarım,

Kapanır secdeye, her an ağlarım,

Aşkında fani kıl, Hayretullah ver,

 

Ya Rabbi, gözyaşı, bütün servetim,

Bir yakin ver bana, artsın hayretim,

Sende fani olmak, gerçek niyetim,

Ayn-el yakin bigi, Fena Fillah ver,

 

Ya Rabbi, istemem, artık faniden,

Her ne gelse yeter, Hakk-ı Sani’den,

Sen “ol” desen olur, her şey aniden,

Hakk-al yakin inanç,  Likaullah ver,

 

Ya Rabbi, affeyle, bitsin bu elem,

Vuslatla tezyin et, çekilsin zulem,

Aziz-i Mutlak’sın, Sultan-ı Alem,

Velayetle süsle, Beka Billah ver,

 

Ya Rabbi, lutfeyle, sırr-ı muhabbet,

Doldursun kalbimi, ilm-i marifet,

Gaffar sıfatınla, bir nazar lûtfet,

Affınla sevindir, Rahmetullah ver,

 

Ya Rabbi, kullara, açılsın Cinan,

Parlasın simalar, nûr ile her an,

Huzur-u Ali’ne, geldiğim zaman,

Cennet-ül Firdevs’te, Ru’yetullah ver…

 

Ya Rabbi, ihsan et, Nûr-î dîdar’ı,

İkram et Cinan’da, sonsuz baharı,

Refik-i Alâ’sın, kalblerin Yâr’i,

Sevginle sarmala, Cemalullah ver,

OSMAN ALTAŞ

 

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Bak Gör

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

41- SEVİNÇTEN UÇARIM

Teşrif buyursanız, bir kez rüyama,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,
Bir nazar eylesen, gönül dünyama,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,

Hasretim yıllardır, özlerim her an,
Gözlerimde yaşlar, kalbimde hicran,
Mübarek yüzünü, gördüğüm zaman,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,

Siz şeref verseniz, bir gece düşte,
Göz göze bakışsak, bu kez görüşte,
Bastığın yerleri,  öpsem dönüşte,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,

Allah’tan ihsansın, nursun Cihan’a,
Bir tebessüm bile, değer bu cana,
Tenezzül buyursan, dursak yan yana,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,

Zatına kavuşmak, kalbimde özlem,
Rabbim lûtfeylese, böyle bir gizem,
Dar gelir Kâinat, yetmez bu Alem,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,

Sana vuslat imiş, gerçekte bayram,
Uyanık haldeyken, olsa bu ikram,
Müşerref etseniz, versem bir selam,
Sevinçten uçarım,  Ya Rasulallah,

Osman ALTAŞ

Genel kategorisine gönderildi | 1 Yorum

Bak-Gör

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

21-GÖZYAŞI İZLERİ

Ya Rabbi, bu kulun, garip gedadır,
İlm-el yakin iman, Haşyetullah ver,
Her şey Allah’tandır, lûtf-u Hüda’dır,
Visalle taltif et, Sıbgatullah ver,

Ya Rabbi, aşkınla, coşar çağlarım,
Gönlümü Zatına, aşkla bağlarım,
Kapanır secdeye, her an ağlarım,
Aşkında fani kıl, Hayretullah ver,

Ya Rabbi, gözyaşı, bütün servetim,
Bir yakin ver bana, artsın hayretim,
Sende fani olmak, gerçek niyetim,
Ayn-el yakin bigi, Fena Fillah ver,

Ya Rabbi, istemem, artık faniden,
Her ne gelse yeter, Hakk-ı Sani’den,
Sen “ol” desen olur, her şey aniden,
Hakk-al yakin inanç,  Likaullah ver,

Ya Rabbi, affeyle, bitsin bu elem,
Vuslatla tezyin et, çekilsin zulem,
Aziz-i Mutlak’sın, Sultan-ı Alem,
Velayetle süsle, Beka Billah ver,

Ya Rabbi, lutfeyle, sırr-ı muhabbet,
Doldursun kalbimi, ilm-i marifet,
Gaffar sıfatınla, bir nazar lûtfet,
Affınla sevindir, Rahmetullah ver,

Ya Rabbi, kullara, açılsın Cinan,
Parlasın simalar, nûr ile her an,
Huzur-u Ali’ne, geldiğim zaman,
Cennet-ül Firdevs’te, Ru’yetullah ver…

Ya Rabbi, ihsan et, Nûr-î dîdar’ı,
İkram et Cinan’da, sonsuz baharı,
Refik-i Alâ’sın, kalblerin Yâr’i,
Sevginle sarmala, Cemalullah ver,

OSMAN ALTAŞ

 

Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | 1 Yorum

İsmine Layık Ol

İsmine layık olmak
Genç öğretmen öğrencilerine yalan söylememek gerektiğini, her zaman her ortamda doğru söylemekten zarar gelmeyeceğini örneklerle anlatıyordu. Yeri geliyor hadisten Kurandan örneklerle yalanın ne büyük bir bela olduğunu anlatıyordu. Minik öğrencilerden birisi parmak kaldırarak ayağa kalktı:
“Öğretmenim siz hiç yalan söylediniz mi?” öğretmen ne cevap vereceğini düşünürken kendi öğrenciliği aklına geldi.
“Evet bende yalan söyledim. Dördüncü sınıfta okuyordum. Okuduğum okula yeni atanan öğretmen bizim sorumluluk almamız ve aldığımız sorumluluğu yerine getirmemiz için çabalar, seviyemize uygun ödevler verirdi. Bütün öğrencilerin ödevini mutlaka kontrol eder, imzalar, hatalarımız varsa düzeltirdi. Öğretmenimizin yeni geldiği zamanlarda ben ödevimi yapmamış, dolayısı ile ödevimi göstermemiştim.
“Senin ödevin nerede?” diyen öğretmenime,
“Defterimi evde unuttum öğretmenim” demiştim. Öğretmenim;
“Madem defterini evde unuttun haydi git al gel” deyince sınıftan çıkmıştım. Ama korkudan ne yapacağımı bilmeden eve gitmiştim. Annem niye geldiğimi merak etti bende anlattım. Az sonra annemi de yanıma alarak okula geri gitmiştim ama elimde defter olmadan. Öğretmenim gülerek beni sınıfa aldı ben dayak yiyeceğim diye korkarken hiçbir şey demeden yerime oturtmuştu. Az sonra bana senin adın ne idi söyle bakalım dedi. Ben biraz da adımla övünerek:
“Öğretmenim adım Necip Fazıl.” Dedim, öğretmenim yanıma yaklaşarak bana şöyle dedi:
“Necip Fazıl öncelikle senin Necip Fazıl’ı tanıman gerekiyor. Necip Fazıl’ın kim olduğunu bilseydin böyle yapmazdın. Adına layık olman gerekir, senin adında birisine yalan yakışmaz.” O günden sonra bir daha yalan söylemedim. Sizlerin adı da Ali, Ahmet, Samet, Kerim,Ayşe, Fatma, Elif, Meryem bu isimlere layık olun yalan söylemeyin.”
Genel kategorisine gönderildi | 1 Yorum

22- ÖZLEDİM SENİ

Vallahi özledim, Allah’ım seni,
Huzura çıkmaya, yüzler ver bana,
Aşkınla ihya et, kul eyle beni,
Yüzüme secdeden, izler ver bana, 

Taklitlerden uzak, hakikat olan,
İlimle yoğrulmuş, hikmetle dolan,
İlhamla destekli, gönülden gelen,
İndinde kıymetli, sözler ver bana…

Bu fani dünyada, aşkınla yanan,
Hayretlerle uçan, haşyete konan,
Hasretle inleyen, çılgına dönen,
Ağlamayı bilen, özler ver bana,

Vakt-i seherlerde, eğilsin başlar,
Gaflet zail olsun, düzelsin işler,
Gönülden katına, süzülsün yaşlar,
Secdeyi ıslatan, gözler ver bana. 

Arz ettim Zatına, garib halimi,
Dünya’da, Ukba’da, salma elimi,
Her zaman zikirle, süsle dilimi,
Evliyaya mahsus, hazlar ver bana.
Ya Rabbi, Vallahi, sensiz İlâh’ım,
İstemem gayriyi, sensin penahım,
Yalvarırım Rabb’im, güzel Allah’ım,
Beğendiğin tarzda, nazlar ver bana,
Osman ALTAŞ
Hasbihal Şiir kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Bak-Gör

3 boyutlu resimler bakalım görebilecek misiniz?

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın

FERYAT

Ben bir aciz kulum, garip, biçare.
Nefis celladını, nasıl vurayım,
Eğer vermez isen, bu derde çare.
Senin huzuruna, nasıl varayım.

Al beni Allah’ım, küfür narından,
Arındır affınla, gönül kirinden.
Eğer vermez isen, kendi nurundan.
Muhabbet sırrına, nasıl ereyim.

Sev beni Allah’ım, sende fani et,
Aşkın ile öldür, sevgine defnet,
Eğer vermez isen, son an hidayet.
Ruhumu imanla, nasıl vereyim

Allah’ım Sen koru, etme perişan.
Nefsim iblis gibi, etse de isyan.
Eğer vermez isen, kâmil bir iman.
Gelip huzurunda, nasıl durayım.

Şeytan ile küffar, memnun bu çağdan,
Küfür bulaşıyor, her kalbe ağdan
Eğer vermez isen, defteri sağdan,
Senin Cennet’ine, nasıl gireyim.

Yalvarırım Rabbim, bu kulu affet,
Dilerim Zat’ından, sonsuz velayet,
Eğer vermez isen, güzel bir ru’yet,
Senin cemalini, nasıl göreyim.

Osman ALTAŞ

Genel kategorisine gönderildi | 2 Yorum

HANGİ AKILLA

Dinle ey kardeşim, dinle ey canan,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…
Çalmış imanını, yalanla şeytan,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Moda oldu artık, cinsel tacizler,
Çağdaşlık sanılır, dinden tavizler,
Ayrı millet olduk, sizlerle, bizler,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Yerleşti kültüre, açık kıyafet,
Kadından beleşe, görsel ziyafet,
Allah’a isyan bu, dine hıyanet,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

İman uçup gitmiş, nursuz cisimler,
Değişti ecdattan, miras isimler,
Süslüyor evleri, çıplak resimler,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Yemek besmelesiz, kaşık sol elde,
Müzik başka dilde, ayrı bir telde,
Sefil, metresiyle, yaşar otelde,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Her günah içinde, bir ateş saklar,
İmansız gideni, Cehennem paklar,
Mizan’da kulları, ibadet aklar,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Analar vitrinde, bir süs eşyası,
Yaldızlı yalanlar, şöhret hülyası,
Küfür zehirlemiş, ölmüş hayası,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Ey sarhoş sürüsü, kusmuklu parya,
Sen esrar esiri, ağzında salya,
Sürünüyor yerde, insan bu güya,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Gel, ey kardeş sen de, iman tazele,
Saadet İslam’da, küfür mezbele,
Kalbin ölmemişse, bir düşün hele,
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Dinle, ciğerparem, ey aziz millet,
Kendine dön artık, yeter bu gaflet,
Sen de sor kendine,’bu ne rezalet,’
Hangi akla uyup, dinden çıktınız…

Osman ALTAŞ

Genel kategorisine gönderildi | 1 Yorum

GAZİLER GÜNÜ

Bu vatan ayaktaysa şehitlerimiz ve gazilerimiz sayesinde ayaktadır. Hepinize minnettarız….

Genel kategorisine gönderildi | Yorum yapın